Av. POLAT SABUNCU


YAPILAMAYAN YÜRÜYÜŞÜMÜZ – 2

A N I L A R I M - POLAT SABUNCU


(GEÇEN SAYIDAN DEVAM)

                       İlçenin tek doktoruna karşı girişilen bu çirkin saldırı ve yasadışı alıkoyma olayı, ilçe kamuoyunda geniş bir yankı yaratmış, haklı bir tepki ile karşılanmıştı. Halkın katılımı ile bir protesto yürüyüşü eylemi yapmamız gerektiği yolundaki önerim, kamu görevlileri ve halk kesiminde geniş ilgi gördü. Gerekli bildirimi pazartesi günü kaymakamlığa verip 19 Mart Çarşamba günü şehir merkezinde bir protesto yürüyüşü düzenledik. 3 kişilik Yürüyüş  Düzenleme Kurulu’nu, olayın siyasal bir yöne çekilmemesi amacıyla hastanemizdeki kamu görevlilerinden oluşturmuştuk.

                     İlçemizin doktoruna karşı emniyet görevlilerinin gerçekleştirdiği saldırı ve yasadışı alıkoyma girişimine tepki olarak düzenlediğimiz “protesto yürüyüşü”müzü yapacağımız Çarşamba günü sabahı, Fatih Camii’nin duvarına “Ezan sesine paydos!”, Lisenin karşısındaki Ahmet Tan’ın evinin duvarına “Katil (ya da faşist) polis defol!” yazılarının yazılmış olduğu haberi ilçede bomba gibi patladı. Bu yazılama eyleminin, emniyet aleyhtarı yürüyüşü engelleme amaçlı ve emniyet çevrelerinin yönlendirmesiyle “ülkücüler”den kaynaklanan bir provokasyon olduğu aklı başında herkes tarafından görülmüştü. Ama bu provokasyonun yarattığı gerilim nedeniyle Giresun Sağlık Müdürlüğü, “protesto yürüyüşü” düzenleme komitesinden yürüyüşü iptal etmeleri istemiş, sağlık görevlilerinden oluşturduğumuz düzenleme kurulu da bu isteği kabul etmek zorunda kalmıştı. Yürüyüşümüz iptal edilmişti ama, o gece gerçekleştirilen yazılama kışkırtması nedeniyle “ülkücü” kesimin, “solcu-devrimci” kesim olarak bize karşı saldırıya geçmeleri olasılığını değerlendiren ilçe yöneticileri, o gün iptal edilen yürüyüşümüzün yapılacağı saatlerde çevre ilçelerden de takviye edilen kalabalık bir jandarma müfrezesini, askeri sloganlarla ilçenin ana caddelerinde gösteriye çıkararak bize yönelik olası bir saldırıyı engellemişlerdi.

                          Düzenlediğimiz yürüyüş böylesi “kör parmağım gözüne” dercesine sırıtan bir kışkırtma ile engellenmişti ama doktorumuza yönelen saldırı olayı 18 Mart Salı günü yayınlanan Yeni Şebinkarahisar gazetemizde manşet haberi olarak ayrıntılarıyla kamuoyuna yansıtılmıştı. Öte yandan ilçe yönetimi ve yargısı, olayı gerçekleştiren kamu görevlisini açığa alıp tutuklayarak kendilerinden beklediğimiz olumlu yaklaşımı göstermişlerdi. Bu olumlu sonuçta, o günlerde yıkılma sürecinde olan CHP-MSP koalisyon hükümetinin iktidarda bulunmasının oluşturduğu ortamın etkili olduğu da bir gerçekti.

                          Komiser Cengiz Kartav’ın tutukluluğu , kısa bir süre sonra kaldırıldı. Ancak hakkında mahkemede açılan dava yıllarca sürdü. Bu süreçte Dr. Nazım Yılmaz da, komiser Cengiz Kartav da başka görevlere nakledildiklerinden ilçeden ayrılmışlardı. Dr. Nazım Yılmaz için  sağlık memuru Ünsal Erdoğan’ın düzenlemesi ile Saraycık Sağlık Ocağı’nda kalabalık bir katılımla sazlı-sözlü bir “uğurlama yemeği” düzenlemiştik. Arkadaşlardan biri o muhabbetimizi teyp ile kasete geçirmişti. Bu kaseti yıllar sonra sevgili Nazım, Keşan’da buluştuğumuzda bana dinletmişti. O kaset muhabbete katılanlar için değerli bir anı olarak kalmıştı. Daha sonra iç hastalıkları uzmanı olan değerli dostum Dr. Nazım,  uzun süre hizmet verdiği Keşan’a  yerleşti; emeklilik yaşamını Keşan’da, yaz aylarında da Erikli sahilinde sürdürüyor.

                        Olayla ilgili olarak Şebinkarahisar’da açılan dava yıllarca sürdü; Dr. Nazım’ın vekili olarak davayı ben izliyordum. Aradan  yıllar geçtikten sonra Kırıkkaleli yargıç Sabri Eyüp Yağcı, Ağır Ceza Mahkemesi başkanı göreviyle Şebinkarahisar’a geldi. Yeni mahkeme başkanımız Kırıkkale Lisesi’nden Dr. Nazım Yılmaz’ın sınıf arkadaşıymış meğer; dosyayı ele alınca, duruşma dışında olayla ilgili olarak benden de ayrıntılı bilgi aldıktan sonra, 12 Eylül  darbesi döneminde, sanık komiser Cengiz Kartav’ın yüklenen suçlardan hükümlülüğüne karar verildi. Bu dosyayı arşivimde bulamadığımdan hükümlülük kararının içeriğini anımsayamıyorum. Mahkemenin  kararı sanığa İstanbul’da görevde iken tebliğ olunduğunda şaşkına dönen sanık Cengiz, Üsküdar’da tanıdığı ve Şebinkarahisarlı olduğunu bildiği Haydarpaşa Lisesi’nin ünlü öğretmeni, halamın eşi Yahya Kızılsümer’i bulup bu dava ile ilgili yardımda bulunmasını istemiş. Yahya eniştem, bir gün beni telefonla arayarak komiser Cengiz’e yardımda bulunmamı istediğinde, ona bu davanın karşı tarafında yer aldığımı, sanığa hukuki yardımda bulunmamın  söz konusu olamayacağını olayı özetleyerek anlattım.

                       Bu girişiminden de sonuç alamayan sanık komiser Cengiz, hükümlülük kararını temyiz etmek üzere Şebinkarahisar’a geldi. Yardımda bulunmayacağımı bile bile beni yazıhanemde ziyaret edip kendisine yardımcı olabilecek bir avukat önermemi benden isteyince, Şebinkarahisar’da hiçbir avukatın kendisine yardımcı olamayacağını söyleyip çevre ilçelerdeki avukatların isimlerini bildirdim. Alucra’nın, genelde olumsuz nitelikleriyle tanınan eski yargıçlarından Yücel Dinç, yargıçlıktan ayrılarak Alucra’da avukatlığa başlamıştı. Cengiz Kartav, Alucra’ya gidip avukat Yücel’i vekil tayin etti. Avukatının temyizi ile dosya Yargıtay’a gönderildi. Yanılmıyorsam dosya onaylanarak hükümlülük kararı kesinleşti. Hükümlülük kararı uyarınca Cengiz Kartav’ın yeniden cezaevine girmesi gerekip gerekmediği konusunda dosyası elimde bulunmadığı için kesin bir bilgim yok ama bu hükümlülük nedeniyle komiser Cengiz Kartav’ın meslekten çıkarıldığını biliyorum; o, bu davaya neden olan eylemi ve sonrasında içinde yer aldığı provokasyonla,  yıllar sonra ödediği bu ağır bedeli hak etmişti. (BİTTİ)