Okuyucu Mektubu


VER ELİNİ İSTANBUL - ZİHNİ ASLAN

OKUYUCU MEKTUBU


ZİHNİ ASLAN 

Bir sabah okula geldiğimizde bir de baktık ki, bizim ÖSKÜRÜK  KAYASINA kireçle KURT resmi yapmışlar. Merakla herkes gibi biz de öylece oraya bakarken müdürümüzün gür sesi geldi; "girin içeri’’

Her teneffüs zili  çaldığında  öğrenciler yürüyüş alanında guruplar halinde hem kayaya bakıyor hem bir şeyler mırıldanıyorlardı.

Okulda,çarşıda, kıyıda köşede mırıldanmalar oluyor, "uyuz ite  benziyor" diye hakaret edenlerin yanında, "aferin MİLLİYETÇİ gençlere iyi yapmış" övgüleri de geliyordu..

Oysa Bozkurt motifi kitaplarda yer almasa da TÜRKLERİN ERGENEKON'dan (şimdilerde terör örgütü oluverdi çıktı!) çıkmasını sağlayan yol göstericimiz değil mi?

Türk Destan ve  Efsanelerimizden önemli yeri olan BOZKURT DESTANI Ergenekon'dan Çıkış Destanı.

BOZKURT ÇOK SEVİLMİŞ ESKİ TÜRKLERDE... Sembol olarak kullanıldığı gibi mızrak başlarında da  motifler kullanılmış. Öyle ki Cumhuriyetimizin Atatürklü  yıllarında Bozkurtlu paralar bile tedavüle çıkarılmış. İlk  Milli Petrol Şirketimizin   simgesi de ağzından alev çıkan Asena Kurt değil mi?

ZİYA GÖKALP bu konuda "ÇIK EY YÜZBİN MIZRAĞIMIZ" dizeleri ile anlattığı   destanımıza göre, dört yüz sene iki dağın arasında sıkışıp kalan, çoğalan TÜRK  BUDUNU yaşadığı yere SIĞMAZ OLMUŞ bu yüzden işgal edilen eski yurtlarına dönmek için harekete geçmişler  destanımızın ana teması..

Lise bir yada iki tam hatırlayamıyorum köye gidip geldiğimizden  şehirde KİM NE YAPMIŞ? KİM YAZMIŞ? NE KONUŞULUYOR  bilmiyorduk..

Kurt Resmi Öksürük'te bir süre kaldı.  Sonra bir gece başka birileri gidip sildi.

Bendeki yurtseverlik o çağlarda HAMASİ duygulardan öteye gitmezdi. Bu sevgide mensup olduğum Türk Milletinin bir ferdi olarak normaldi. Okumayı yazmayı seviyordum, elime geçen kitabı okuyordum. Gerçi kitap alacak para yoktu ya? Karnımızı bile doyuramıyorduk.

Aile fakir, yoksul biz okumak istiyoruz benim Ergenekon’um köyden çıkıp okumaktı…

O yıllarda şehrimizde birçok  şimdiki deyimi ile ses getiren bir takım eylemler yapılıyordu. Kimler yapmış olduğunu sonradan öğreniyorduk.

Yapanları edenleri öğrendikçe vay anasını demekten kendimizi alamıyorduk

Mesela cami duvarlarına orak çekiç yapanlar- Şehrimizin Yeni Şebinkarahisar Gazetesinin Matbaasını yakma girişimleri, Öğretmenler lokaline patlayıcı atmalar     sağa sola yazılar bildiriler  BİZLERİ BİRBİRİMİZE düşman edebilecek  her türlü    provokasyonlar  ne adına yapıldı? Hala kafam da soru işaretleri olarak duruyor.

Okumamız istenen gazeteler BİZİM ANADOLU-TERCÜMANDI.

Şahin Öğretmenim bana okuduğu gazeteleri getiriyordu. Genelde Tercüman, arada sırada Akşam Gazetesi idi.

ARKADAŞLARIMIN BİR KISMI  Cumhuriyet getiriyorlardı.  Ama AKŞAM Gazetesinde ÇETİN ALTAN  (şimdi  sülalece dönek diyorlar) TAŞ diye bir sütunu vardı okunurdu. Ne yazılardı ama..

O sıralarda BİR PİYES GELDİ DIŞARDAN. DAVET EDİLMİŞ OLMALILAR Moskof  Sehpası.

BÜTÜN ÖĞRENCİLER gitmiştik para ödemedik. Hatta sinema  salonunda "yarım  ay şeklinde  oturun seyredin" demişlerdi. Ne olduğunu  bilmiyordum.

O PİYESTEN  BAŞLANGIÇTA OKUNAN GÜZEL SESLİ BİR HAFIZIN OKUDUĞU  KURAN ve  GPU ajanlarının Türkler üzerindeki zindanda dahi uyguladığı aşağılayıcı  davranışlar kaldı belleğimde kaldı. Hala o güzel sesli Kuran okuyan şahsın sesi kulaklarımda.

Böylece  Moskof OLARAK BİLDİKLERİMİZİN  NELER YAPTIĞINI öğreniyorduk.. Öyle ya Amerikalılar ta ilk okuldan başlayıp  orta okulda devam eden Süt Tozu, Yoğurt , helva  ekmek yardımı YAPIYORLARDI .

TORBALAR DA  BİR BİRİNE KENETLENEN  İKİ BİLEK bir ABD bayrağı biri  ay yıldız BİZİM BAYRAĞIMIZIN AY YILDIZI vardı.

Demek ki belleklerimize  kazınmak  istenmiş. ABD HERŞEYE KADİR!!!  yardım sever!!! GÜÇLÜ,  DÜNYAYI KOMİNİZM TEHLİKESİNDEN, MOSKOF'TAN  KURTARACAK!!!...

PANAYIRLAR OLURDU memleketimde. Pehlivanlar güreş tutar, cambazlar gelirdi. Sanırım bizim ilçemiz çevrede en sosyal en hareketli yer idi. Ne de olsa eski  vilayettik.

Okuma seviyesi kültür seviyesi yüksekti.

Memleketimizde Tiyatro-Konser etkinlikleri eksik olmazdı.

Ayrıca gençlerimizde sahneye oyunlar koyardı. Bu gelenek Şebinkarahisar’da Cumhuriyetimizin ilk yıllarında itibaren vardı.

Bizim Lise civarda SOSYAL alanlarda çok  faaldi. Demek ki idarecilerimiz öğretmenlerimiz özellikle edebiyat öğretmenlerimiz ileri görüşlü idi.

Şebinkarahisar Lisesi adıyla gazete çıkardığımız gibi Duvar gazetesi de çıkarırdık.

Duvar gazetesinde bir şairin şiirini yazmıştım 

YAĞMUR YAĞIYOR BİTAP DÜŞMÜŞ TOPRAKLARA – ANLAT KİMSESİZLİĞİMİZİ ANLAT ONLARA dizeleri ile başlayan serbest bir şiirdi.

Bir gün Habip Hocam  beni çağırdı "Sen böyle şiir nasıl yazdın? Biz  seni biliyoruz." Dedi. Benim sağcı öğrenci olduğumu ima etmişti. Ben "Hocam ben köylü çocuğuyum yazamam mı?"dediğimde "hadi bakalım" demişti.

Ortaokula başladığımızda Lise öğrencileri HABABAM SINIFINI  SAHNELEMİŞLERDİ      sanırım İNEK ŞABAN rolünde YAVUZ SELİM ARSEVEN  MİYDİ ?  O SAHNEDEN   HATIRLADIĞIM  kenefte "su gibi GİDİYOR ABİ" diyor millet kahkahalarla gülüyordu.  O  zaman kafama koymuştum  ben de BÖYLE ETKİNLİKLERDE  yar almalıydım…

Bir keresinde de  BUZLAR ÇÖZÜLMEDEN oynamışlardı DELİ KAYMAKAM   ROLÜNDE rahmetli Veli Yılmazdı,  ağa rolünde  ise  Erdal Aydınlı idi. O SAHNEDEN  KAMAKAMIN AĞAYA BAYAT YEMEK  YADİRMESİ  BELLEĞİMDE  KALAN  tek  bölümdü.

Müzik Dersinde  NAMIK hocamız sesimi beğenince GEREK SINIF GEREK OKUL MÜSAMERELERİNDE KORODA YERALMAYA BAŞLADIM.

Bir müsamere’de BİR KEZ SOLİST OLARAK TÜRKÜ SÖYLEMİŞTİM. Halk Eğitim Merkezinde sahnede "YÜCE DAĞ BAŞINDA YANAR BİR IŞIK"

Unutur muyum.  Orta sonda  3/b sınıfı olarak İNGİLİZCE ÖĞRETMENİMİZ SERPİL HANIM bize ÜÇTANE İNGİLİZCE ŞARKI söyletmişti. BİRİSİ YILBAŞI ŞARKISI idi. Unutmadım (Jingbell) cıngıl  BELLS…

BENİM İÇİN LİSE İKİ VE ÜÇ  SINIFLAR KENDİMİ BİLDİĞİM ÖLÇTÜĞÜM dönemlerdir. Bu arada HALK EĞİTİM MERKEZİNDE saz kursu açıldığını öğrendim.

Ben de kayıt olmaya gittim. Mesele saz bulmaktı. HÜSNÜ ENİŞTENİN EVİNDE ESKİ BİR SAZ vardı. CURADAN biraz büyüktü ve teli yoktu.

 Durduğumuz evin önündeki teli kestim, içindekileri çıkardım; saza bağladım yani ilk zamanlar çamaşır teli bağladım. Dan-dun sonra Sivas’tan o zamanki tek kırtasiyeci İlhami Özgün YOĞUN TALEP ÜZERİNE tel getirdi, bir takım aldım. Hoca taktı sanırım.

Halk Eğitimde  hatırlayamadığım birisi nota filan yok NEJAT  olabilir. GELİN AYŞEM türküsünü çaldı ilk kez akort yapmayı öğrendik. Bu akort çok mühimdir. Alt ince teller aynı ses olacak. orta mi perdesine basıp alt ve orta teller sesteşliği sonra orta do perdesine basıp orta ve üst tellerin sesteşliği esastır. Namık hocamız GAM yapmayı öğretmişti. Do re mi diye hatta birkaç türküyü de sınıfta solfej yaparak öğrenmiştik. Mesela "benim annem" Do re mi mi  re  do do re mi mi re" benim annem güzel annem’…ve Tamzara   ‘re mi fa sol fa sol la  fa sol fa mi fa mire do si la sol  fa sol la fa sol fa mi fa mi re’

Önce akort yapmayı öğrendik her zaman hoca bulacak değiliz ya. Birkaç ay cumartesileri gittim. Saz öğrenenler gibi biz de ilk önce Gelin Ayşem ve Fırat Kenarını öğrenip ufak ufak çalmaya başladık.  Evde ninem önceleri yeter kafa beyin bırakmadın derken bir süre sonra "oğul ne güzel hele çal söyle kurban olim sesine", deden de  iyi türkü söylerdi. Yere yatmayasıca derdi gülerek. Bu yere yatmayasıca KARGIŞ'tı evet bizim oralara mahsus ölenlerin ardından  söylenirdi.

DEDEM İKİ EVLİ İMİŞ NENEMİN ÜSTÜNE KUMA GETİRMİŞ AMA 1939    ERZİNCAN DEPREMİNDE  dedemde  ikinci hanımı yani babamın öz anası benim öz nenemde  ölmüş. Ama biz  bizi doyuran, bizi terk etmeyen Galıngarı lakaplı nenemizi bildik. Üzerine kuma getirdiği için  öyle diyormuş meğer.

Şiir okuma yarışmaları gibi bir yarışmada 'Vur' adlı  bir şiir okumuştum Mehmet Emin Yurdakul'dan ama aralarında kaymakamın da olduğu jüri Abdurarahim Karakoç'un ŞİİRİ  TOHDUR BEG  bir diğer arkadaş aynı şairin MEBUS BEĞ şiirini okudu. Sanırım LEVENT ARSEVEN BİRİNCİ OLMUŞTU. Onu çalıştıran HÜSEYİN ÇALIK'TI. BİZ KAHRAMANLIK ŞİİRLERİNİ coşkuyla okuduk ama kendimizi kandırdık oysa yöremiz fakir insanlar önce karınlarını doyurmaya muhtaçtılar…

Evet liselerde münazaralar olurdu. Hem de nasıl çekişmeli. Hatta  ilçeler arası da olurdu. Mesela GAZETE Mİ? –KİTAP MI? gibi konular çok farklı idi.

Yer aldığım bir münazara KALKINMAYA KÖYDEN Mİ BAŞLAMALI, ŞEHİRDEN Mİ? Tezimiz çok kuvvetli idi zamanın kaymakamına savcısına gidip fikirler almıştık. İşte o zamanın kaymakam bana bir kitap vermişti: Türkiye’nin Geri Kalmışlık Tarihi. O kitaptan biraz okudum çok ağırdı bana göre. Notlar aldım.

Halk Eğitim Salonu dopdolu idi. Ön tarafta Jüri oturuyordu. Sonradan dediğine göre münazara hocamızın deyimi ile açık ara önde gidiyorduk. Birden salondan birileri bize su bardağı altında notlar verdiler çaktırmadan. Alınan o notları bir arkadaş okudu. Bir anda  jürinin tebessüm eden yüzü kızardı bozardı. Saldırmaya hazır kartal gibi hocamızın gözleri açıldı. Kızgınlığı açık açık belli oluyordu…Çünkü verilen notlarda feodalizmden Kominist Rusya’dan, Bulgaristan’daki yapılanmalardan, kolhozlardan bahsediyordu.

Bizim arkadaşlarımızdan birisi BETÜL ÜLGENDİ. Evet, gözlerinden yaş gelmişti. Neticede ortalık karıştı.Salonda uğultular oldu. Bize not verenler birden bire kayboldular. Münazara  bitti, kaybettik böylece yarışmayı Kalkınmaya Şehirden Başlamalı kazandı.

Bu grubun sözcüsü VELİ YILMAZ arkadaşımızdı. Ertesi gün derste edebiyat öğretmenimiz ERSAN bey derse kapıyı tekmeleyerek girdi  adeta. Suratı kıpkırmızı, burnundan soluyordu.    Öyle bağırdı, çağırdı ki öbür sınıftan bir öğretmen kapımızı açtı. Şaşkın gözlerle bize ve hocaya baktı bir şey söylemeden gitti.

Öğretmenimiz sabote edildiğini söyledi. Bizim sınıftan  iki kişi idik münazarada  yer alan. .Bize  bir  sille tokat  girmediği kalmıştı. Kem küm  etkise de susturdu. "Sizi kimler oyuna getirdi biliyorum terbiyesizler" dedi. Dersimizi  almıştık. Ama hocamız  asla kin beslemedi. Yinede  bir ders  sonra başımızı okşadı  hafiften kulağımı çekti. "Eşşoğlu eşek oğlum" dedi. Tebessüm ediyordu.  O da biliyordu ki biz masumduk.

Piyeste rol aldığım ilk oyun Cevat Fehmi Başkurt eseri Karaların Mehmedi idi.

Zaten bu yazarımızın birçok eseri piyes olarak oynanırdı. Rolüm Kör Zeynel, ağanın kızını kaçıran yanaşmanın peşine düştüm. Ne  bu eserde giriş ve sonunda bir türkü vardı. Hatta  Ersan  Hoca sakal takıp sürekli sahnede kaldı . Unuturuz diye arada fısıldıyordu. Kimler mi vardı, Hasan Tuncer- Ferhat Alp –Necla   Uğurlu- Ben - Abdulbaki Üçünçü hatırladıklarım.

"Çiftlik beylerin malı.." yanaşmaların söylediği bir türkü  ile başlıyordu. Piyes Ersan  hocam   saz çaldığımı biliyordu. "Ezgi yap" dedi. Ben de bir şeyler yaptım çok beğenildi. O ezgi hala     belleğimde  zaman zaman bağlamamla tazeliyorum. Notaya dökebilsem keşke…

Çok büyük alkış almıştık… Şebinkarahisarlılar bu konularda asla yalnız bırakmazlardı bizleri..

Öyle ki piyesimizi Alucra-Kelkit-Şiran'da da oynadık. Belediye otobüsü götürmüştü bizi.

Alucra'da sahneyi kurarken etraftan  söğüt kavak dallarını kesip getirmiştik.

Türkiye'de Amerikan aleyhtarlıkları tam da o sıralarda yoğunlaşıyordu. 6 filo Dolmabahçe’de denize  dökülmüştü. Hocalarımız  anlatıyorlardı.

Harun Karadeniz ismi geçiyordu ZİRA hemşerimizdi; Alucralı olduğunu öğrenmiştik.

Zaman zaman çarşıda bir derneğe gidiyordum. ‘Genç Ülkücüler Derneği’ idi sanırım. Bize   marş öğretiyorlardı. Özellikle İbrahim  Aktan öğretiyordu. Seminer oluyordu Alparslan Türkeş- Nihal Atsız, Necdet Sançar adları geçiyordu. Konuşmalardan Ötüken adlı dergi   ellerindeydi  hep.

Orhan  Gürsoy- Lebez Murat Toker- Fuat Tiryaki-Hüseyin Çalık-İrfan Kömbe unutmadığım  bizden büyük ağabeylerdi. Birkaç sene  önce mezun olup  Ankara’da üniversiteye girmişler  zaman zaman geliyorlardı

Özellikle

"Çankaya Yolundayız Balam Asyanın Bozkurtları"

Anonim  bir türkü olan "Yaylanın Yolundayız Balam" türküsünün ezgisi üzerine söz yazılmıştı ama coşkulu idi. Bizi bir yerlere götürüyordu. Moskof yıkılmış-bütün Türkler bir araya gelmişler bir ordu olmuşlar. Ne güzel hayallerdi?

İşte o sıralar sanat tarihinden  Habip Hoca takmıştı bize. Mezun olmak zordu. Birde İsmail  Hoca Kimyadan  Taktı Mı   "Oku b… oğlu b…  adam ol diyerek" başımı okşadı. Bana   Sosyalizmin alfabesi (Lui Hberman) kitabını vermişti. Yanında bir kaç kitap daha… Tereddüt ettim ama okumaya başladığımda madalyonun öbür yüzü ile karşılaştım. Sınıf emek – köylü işçi-emperyalizm -Hegel – Marks  adalarını ilk kez öğreniyordum.

Bir arkadaş söylemişti 'her şey ortak olacak'

‘Yok ya’ dedim.

‘Yarin gül yanağından gayri  her şey’ dedi

Sanırım Nazım Hikmet’in şiirinden bir bölüm olduğunu sonradan öğrenecektim.    Arkadaşlarım üniversite sınavına hazırlanırken ben nenemim deyimi ile tiyatrolar gidiyordum   G…tünün tezeğini silmeden  ……..c.. gidiyor …demelerine  aldırış etmeden...

Kimya ve sanat tarihinden aklımda kalan..;

Selçuklulardan kalan eserlerde  Revnak'ların yapısı  ve Portlant Çimentosunun formülü…

Bir baltaya sap olmadan bu memlekete gelmeyeceğim diyerek bir Salı günü köyden bir kat yatakla otobüse bindiğimde bir yaz sabahı idi…

Hedef üniversite  idi .

VER ELİNİ  İSTANBUL...