Av. POLAT SABUNCU


VATAN GÖREVİ YILLARIM – 4

A N I L A R I M - POLAT SABUNCU


                             (GEÇEN SAYIDAN DEVAM)

                                1966-1968 Yıllarında yedek subay olarak yaptığım vatani görevim sürecinde ülkemizin Genel Kurmay Başkanı Orgeneral Cemal Tural idi. Kamuoyunda sağ eğilimli bir subay olarak anılıyordu. Tuzla Piyade Okulu’nda öğrencilik dönemimizde bir kez Tuzla’ya gelmiş eğitim alayımızı denetlemişti. Kendisini görmemiştik ama o gün öğle yemeğinde sıradan günlerden çok farklı, çok güzel bir yemek sunulmuştu bize… O günlerde Cemal paşanın bir anısı anlatılmıştı; doğruluk derecesini bilemiyorum; Cemal Tural’ın Tuzla’ya ani bir ziyarette bulunacağını öğrenen birlik komutanı, birliğin bahçesindeki yol boyu sıralı bankları ivedilikle boyatmış. Tural paşa birlik erkânı ile birlikte geçtiği cadde boyunca dizili bankların boyalarının henüz kurumadığı için yere aktığını fark edince birden yürüyüşü durdurup okul komutanını emirle bankların birine yürütüp komutla banka oturtup kaldırdıktan sonra “geriye dön” komutuyla yanındakilere komutanın yaş boya ile boyanan poposunu göstererek “benim gözümü boyamaya kalkanın ben g.tünü boyarım” demiş. Cemal Tural’ın bu öyküsü bizi çok güldürmüştü. Hozat’taki görev günlerimizde cuma günleri yedek subaylar olarak alaydaki  bir salonda toplanıyorduk; bir muvazzaf üsteğmen bize genel kurmay başkanımız Cemal Tural’ın bütün ordu birliklerine yayınladığı emirnameleri emir gereği okuyup ders veriyordu. Genel Kurmay başkanımızın emirnamelerinin içeriği “komünizm karşıtlığı” idi.  SSCB baş düşmanımızdı; eğer ülkemizde komünistler iktidar olabilirse, “Sibirya’dan damızlık erkekler getirip Türk ırkını yok etmeye çalışacaklar”dı. Bu tehlikeye karşı ordu ve millet olarak daima uyanık bulunmalıydık. Bu sunumlarda böylesi akıl mantık ötesi açıklamaları şaşkınlıkla dinleyip içimizden gülüyorduk.

                               Daha sonraki yıllardaki gelişmeler, Cemal Tural’ın bu düşüncelerinde  samimi olduğunu gösterdi. Komünizm düşmanlığı,  NATO kapsamında beyinlere öylesine işlenmişti ki genel kurmay başkanı bile içtenlikle böyle düşünebiliyordu. Cemal Tural’ın İngiltere’deki bir uluslar arası toplantıda NATO’daki müttefiklerimize “bize silah değil, silah üretecek tezgâhları verin” demesi basına yansımıştı. Bu ulusalcı ve doğru bir yaklaşımdı. Öte yandan 1968 yılında Kemalist-solcu Doğan Avcıoğlu’nun yazıp yayınladığı, kamuoyunda büyük yankı uyandıran, benim de askerde iken alıp okuduğum ve çok etkilendiğim TÜRKİYE’NİN DÜZENİ adlı kitap kamuoyunda olağanüstü bir ilgi ile karşılanmış ve Genel Kurmayın bu kitabın askerlerce okunması için genelge yayınladığı duyulmuştu. Cemal Tural’ın bu ve benzeri  yurtsever yaklaşımları dış odakları ve onların ülkedeki uzantılarını harekete geçirmiş başbakan Süleyman Demirel, söylentiye göre “askeri darbe hazırladığı” varsayımıyla Cemal Tural’ı gününden önce genel kurmay başkanlığından almış ve 1969 yılında emekliye sevk etmişti. Emeklilikten sonra onu  yemleyerek pasifize etmek amacıyla ünlü bir sermaye grubumuzdan gelen dolgun ücretli “yönetim kurulu üyeliği” önerisini elinin tersiyle reddettiği haber konusu olmuş; Cemal Tural’ın bu tepkisi yurtsever sol basında övgü ile karşılanmıştı. Eşi edebiyat öğretmeni Suna Tural,  Aykut Edibali’nin genel başkanı olduğu Millet Partisi’nden 1969-1973 arası milletvekili olarak görev yaptı. Tural çifti, ülkemiz kamuoyunda yurtsever, dürüst kişilikler olarak saygınlık kazanmışlardı.

                           Hozat Jandarma Er Eğitim Alayı’nda kültürel etkinlik olarak bir müsamere hazırlamıştık. Hangi oyunun sahnelediğini anımsamıyorum. Ben bu müsamerede Halk Türküleri Korosu’nu kurup yönetmiştim, koromuzu ve saz ekibini eğitimdeki erlerden oluşturmuştum. Saz çalanlardan biri de Şebinkarahisarlı değerli kardeşim Güngör Sadi Akbulut idi. Ritim sazda tanınmış TSM solistlerine eşlik etmiş profesyonel çalgıcı Ahmet Kulik, darbukayı konuşturuyordu; darbukada böylesine bir ustalığı o güne kadar görmemiştim. Hozat’taki gösterimizden bir süre sonra ekibimiz, Silvan’daki Jandarma Okuma-Yazma Okulu komutanlığından davet  edilmişti. Halk türküleri koromuzu Silvan’a  götürüp getirmekle görevlendirilmiştim. Bir yaz günü akşamı Elazığ üzerinden trenle Diyarbakır’a, oradan da Silvan’a topluca gitmiştik. Amerikalıların yaptırdığı Jandarma Okuma Yazma Okulu’nun ortasında havuzlu geniş bahçesinde konserimizi verip bir geceyi Silvan’da geçirmiştik. Fakülteden kafa dengi arkadaşım, kur’ada Silvan’ı çeken Giresunlu Abdullah Günaydın ile Silvan’da buluşmuştuk. Askeri ortamın biçimsel kurallarından bunalan değerli dostum Abdullah Günaydın beni Silvan’da sivil bir lokantaya götürmüştü; ortasında fıskıyeli havuz bulunan bir lokantada rakı içmiştik; çevremizde konuşmalar, dinlediğimiz müzik Kürtçe idi. İlk kez bu yoğunlukta Kürtçe konuşulan bir ortamda bulunuyordum. Silvan gezimiz askerliğimin unutulmaz anıları arasına girmişti.

                          Hozat’taki eğitimimizin beşinci ayında hukukçu ve mülkiye mezunu yedek subaylar, bir aylık “ilçe jandarma komutanlığı hazırlık kursuiçin Malatya İl Jandarma Komutanlığı’na gönderilmiştik. Hozat’ta kalan arkadaşlarımızla vedalaşıp Malatya’nın yolunu tuttuk. Öğrendiğimize göre Jandarma Genel Komutanlığı, 83. Dönem yedek subaylar arasında bulunan hukukçu ve mülkiyeli adayları jandarma sınıfına ayırıp jandarma eğitim alaylarında 5 ay kıt’a hizmetinden sonra bir aylık bir kurs vererek  1 yıllık teğmenlik sürelerini ilçe jandarma komutanlıklarında tamamlamalarını öngörmüşler. Bu tasarımda amaç güzel; adı halk arasında “yumurtacıya çıkan jandarma ilçe birliklerinin başına, genç-idealist hukuk bilen yedek teğmenleri getirerek dürüst bir yönetimi oluşturup jandarmanın halk nezdindeki yaygın olumsuz izlenimini gidermek… O dönemde jandarma genel komutanı, zamanın iç işleri bakanı Faruk Sükan ile isim benzerliği olan Jandarma Orgeneral Faruk Sukan idi. Genel komutanımız Faruk Sukan’ın bu tasarımı bize anlatılınca Faruk Sukan adı, hiç tanımadığım halde belleğimdeki saygın kişiler arasına katılmıştı. Bu uygulamada beklenen sonuç alınamadığı için  sadece 83. dönemde denenen bu uygulamadan vazgeçildi.

                        1967 Yılı Eylül ayı olmalı, bir aylık kursa katılmak üzere topluca Malatya’daydık. Malatya Hükümet Konağı önündeki meydana cepheli, İsmet İnönü heykelinin karşısında bir otele yerleştik. Geceliği 7,5 liradan anlaştığımız otelde kurs süresince çok rahat etmiştik. Mesai günleri Jandarma Bölge Komutanlığı binasında dersleri izliyor akşamları Malatya Orduevi’nin havuzlu bahçesinde salkım söğütlerin altında, tadına doyulmaz neşeli söyleşiler eşliğinde, çok ucuza bol porsiyon akşam yemeklerimizi yiyor, rakımızı içebiliyorduk. Malatya’da gece gündüz rahatımız, keyfimiz yerindeydi; kurs dönemini “askerliğin balayı” olarak değerlendiriyorduk. O yıllarda Malatya kara birliklerinin başında, 12 Mart Dönemi’nin faşist uygulamaları ile adı duyulan Orgeneral Faik Türün bulunuyordu; onunla bir görüşmemiz karşılaşmamız olmamıştı.

                      Kurs döneminde, bir tatil günü bize Malatya Erhaç Hava Üssü’nü gezdirdiler. Üs hakkında bizi bilgilendiren hava subayı, üsteki iki hangardaki uçakları göstererek “bunlarda atom başlıkları var, bizim buraya girme yetkimiz yokdediğinde TİP’in Türkiye’deki ABD üsleri konusunda bilgilendirmelerinin doğruluğunu Erhaç Hava Üssü’nde somut olarak gözlemlemiştim.  Bir başka tatil günü de İsmet Paşa İlçesinde, doğa harikası Pınarbaşı’nı görmüştük. Kayanın  içinden fışkıran bir ırmaktı Pınarbaşı, o su Kernek adı verilen kanaldan Malatya’ya gelip ovanın sulanmasında kullanılıyordu. (Burada daha sonra kurulan tesisle Malatya içme suyunun da  buradan sağlandığını yakın geçmişteki bir gezide gördük.)

                     Sayılı günler çabuk tükenmişti; bir aylık kursumuz, “balayı”mız bitmişti. Bizim adımıza Ankara’da çekilen kur’ada bana “Görele İlçe Jandarma Birlik Komutanlığı” çıktığını ve bu göreve atandığımı öğrendiğimde çok sevinmiştim.  Memleketime yakın bir sahil ilçesinde bir yıllık teğmenlik süresini geçirip vatani görevimi tamamlayacaktım. Rütbemiz teğmenliğe, aylığımız 1.200,- liraya yükselmişti. Üstüne üstlük ikinci 15 günlük önel süresini kullanacaktım. Malatya ile vedalaşıp Şebinkarahisar yolculuğum başladığında, askerlikte birinci yılımı bitirmiştim; sıla yolunda çok mutluydum.

(DEVAM EDECEK)