DR. HAYRETTİN PARLAKYILDIZ


SOSYAL MEDYA’DAN  ESİNTİLER  VIII !..

DR. HAYRETTİN PARLAKYILDIZ / KIBRIS İLİM ÜNİVERSİTESİ


MERHABA, okuyan-anlayan, anladıklarını yorumlayan bunları da diğer arkadaşlarıyla paylaşanlar !...

MERHABA, aşağıdaki paylaşımlarla kendileriyle beraber olma güzelliğini-zarafetini yaşatan aynı duygularla bütünleştirenler !...

Bu günde sizlerle bu güzellikleri paylaşmak, sizinle olmak istedik, okuyan gözlerinize, düşünen zihninize sağlık…

*ESKİ ASKERLER..*

Yıl 1963..

Gülhane Tıp Akademisinde yatan emekli Orgeneral Kazım Orbay'ın mide kanseri olduğu anlaşılır, doktorlar ömrüne beş, altı aylık bir zaman keserler...
  Cumhurbaşkanlığı kontenjan senatörleri ve Milli Birlikçiler toplanıp durumu görüşürler.. “Acaba dışarıya, yurt dışına göndersek mi?”

Bir umuttur, belki kurtulur.. Ama nasıl gönderilecektir?
Kazım Paşa Genelkurmay eski Başkanı’dır. Kazım Paşa Danışma Meclisi Başkanıdır. Kazım Paşa Kontenjan Senatörüdür. Lakin hepsi de bilirler ki, Kazım Paşanın parası yoktur.
Şöyle bir formül bulurlar.
Parlamento üyelerinin, tedavilerinin, gerektiği hallerde yurtdışında yapılacağı ve masraflarının devlet tarafından karşılanacağı kabul edilmiş ve içtüzüğe girmiştir, fakat kanun henüz çıkmamıştır, uygulanması mümkün değildir.
O halde bu masrafı Milli Birlikçiler ile kontenjan senatörleri, aralarında bir fon kurarak karşılayacaklar, fakat Kazım Paşaya devletin ödediğini söyleyeceklerdir. Bunu da kimseye duyurmayacaklardır, ama iki kişi hariç..
Cumhurbaşkanı Gürsel ve Başbakanın İnönü..
İkisi de Kazım Orbay'ın en yakın dostları ve silah arkadaşıdır.
Görev, emekli Albay Sadi Kocaş'a verilir. Koçaş, önce İsmet Paşaya gider, durumu anlatır.
İsmet Paşa itiraz eder:
“Kazım Paşanın toplama para ile yurtdışına gönderilmesini uygun bulmuyorum, kendisi duyarsa kahrolur.”

İsmet Paşa, Müsteşarı Haldun Derin'i çağırır, durumu kısaca anlatır, nasıl bir formül bulunacağını sorar. Müsteşar “Örtülü ödenekten gönderebiliriz paşam!” der.
İsmet Paşa, müsteşarın yüzüne bakar:
“Ben onu sormuyorum, para hazır. Döviz işini ve transfer imkanını soruyorum.”
“O basit paşam, hemen yaptırabiliriz!”
“O halde Sayın Koçaş, parayı size getirince hemen gereğini yapın!”

Müsteşar odadan çıktıktan sonra, *İsmet Paşa Koçaş'a döner:
“Bak Koçaş, senin benim ve Allah'ın arasında kalacak bir anlaşma yapacağız. Ben Orbay'ı toplama para ile tedaviye göndermem. Eminim ki, Kazım Paşanın tedavisi 'için her fedakarlığı göze alırsınız. Ama hiçbirinizin bu gücü yok, benim ise var..

Bu parayı ben vereceğim. Size bir çek vereyim, parayı alıp müsteşara teslim edin, döviz işlerini yapsınlar. Ama, bana söz ver, paranın kaynağını kimse bilmeyecek..”
“Söz paşam!”
“Ne kadar para gerekiyor?”
“Doktoruyla birlikte gidecekleri için 56 bin lira lazım.”
“Ben 60 bin liralık bir çek vereceğim, eksik kalırsa, yine veririm. Hiçbir şeyden kaçınmayacaksınız, hiç olmazsa son aylarını huzur içinde geçirmesini sağlayacaksınız.”

İsmet Paşa Orbay’la birlikte, Sadi Koçaş'ın da gitmesini ister. Koçaş kendi masrafını kendisinin yapacağını söyleyince, İsmet Paşa ona da itiraz eder:
“Hayır Koçaş, sen de doktor da beraber gideceksiniz, masraflarınızı tamamen ben ödeyeceğim!”

Sadi Koçaş, «Atatürk'ten 12 Mart'a» adlı anılarının üçüncü cildinde bu olayın sonunu şöyle anlatır:
“Her şey hazırlandı ama Orbay böyle bir seyahati kabul etmedi, bütün ısrarlarımıza rağmen. ‘Ben 78 yaşındayım, bu yaşta bir insan için, devlet bu kadar masrafa sokulmaz. Hiç ısrar etmeyin' dedi.”
(Hasan Pulur’un “Olaylar ve İnsanlar’’ kitabından alınmıştır.)

JAPON TEKNİĞİ

15. Yüzyılda Japon komutan Ashikaga'nın Çin'den aldığı ve çok sevdiği porselen çaydanlık kırılır. Tamir edilmesi için de Çin'e aldığı yere geri gönderir. Çin'de çaydanlığın kırılan parçaları metallerle tutturularak tamir edilir. Komutan çaydanlığın bu kaba görünümden hiç memnun kalmaz ve Japon zanaatkarları çağırarak çaydanlığın onarımı için daha güzel bir yol bulmalarını ister. Japon zanaatkarların çaydanlığı görünümü hoş hale getirecek şekilde onarma çabaları, ortaya günümüze kadar gelen Kintsugi sanatının doğuşunu sağlar. Çaydanlığın kırılan parçaları altın tozu ile estetik bir şekilde birleştirilerek çok daha değerli bir parça haline getirilir. Komutan porselen çaydanlığını bu haliyle görünce çok beğenir ve onu eşyaları arasında en nadide parça olarak göstermeye başlar.

Japonca da Kin altın, Tsugi ise birleştirmek, yamamak demektir. Kintsugi sanatının amacı kırık objenin yapıştığında eskisi gibi hatasız, pürüzsüz görünmesi değildir. Amaç kırıkların, kusurların emekle değerli bir katkıyla birleştirilerek objenin yeniden işe yaraması, güzelleşmesi ve değerli hale gelmesidir. Bu işlem yapılırken kırıklar, çatlaklar gizlenmeye çalışılmaz, aksine objeye baktığınızda "Ben buradan kırıldım" diye size kırılan yerini âdeta işaret eder.
Kırılan objelerin Kintsugi yöntemi ile birleştirilmesi aslında daha masraflıdır. Çoğu zaman kırılan objeden çok daha fazla para harcayarak onarabilirsiniz. Mesela Japonya'da 25 dolara aldığınız bir kupayı kırıldıktan sonra tamir etmek için 100 dolarlık bir Kintsugi seti satın satılmaktadır. Burada amaç kırıldı diye işe yaramaz gözüyle bakıp o eşyayı atmak yerine, onu yeniden kazanmak ve bu esnada kendisini daha da kıymetli hale getirme çabasıdır. Bu sanatın altında müthiş bir yaşam felsefesi ve hayat dersi yatmaktadır.

Kintsugi sanatı Japonların "Wabi Sabi" yaşam felsefesine dayanmaktadır. Bu felsefe insanlara baktığın herşeyde güzelliği mükemmellikte değil, kusurlu ve eksik şeylerde ara diyor. Yani gerçek hayat gibi . Hayatımızda da hiç bir şey, hiçbir insan mükemmel, kusursuz, hiç kırılmamış değildir. Herkesin kusurları, kırıkları, çatlakları vardır. Eğer mükemmeli, kusursuzu ararsak çok yorulur ve hayal kırıklığı yaşarız, hayatın güzelliklerini ıskalarız.

Kintsugi sanatını yaşamına adapte edebilen insanlar gerçekten başarıyı ve mutluluğu yakalıyor. Hayat yolunda ilerlerken kırılan parçalarını bir şekilde tamir edebilenler daha da değerli olarak ilerlemeye devam ediyor. Bazen kırıklarında aynı parçayı emek verip altın tozu ile yeniden yapıştırabiliyor, bazen bu parçayı hayatından çıkarıp yerine o boşluğu doldurabilecek başka bir parçayla özenle birleştiriyor.

Kırıklarını emekle, bilinçli bir şekilde, bir sanatçı hassasiyetiyle tamir etmeyi başarabilen insanlar, eskisine benzeyen ama hiçbir zaman aynısı olmayacak birine dönüşüyor.

"Daha mı güzel oluyor?" bunun cevabı kişilerin beklentisine göre değişebilir, ama kesinlikle daha kıymetli ve daha gösterişli. Çünkü bu kişiler kırıklarını gizlemez onlara değer verir, emek vererek tamir eder ve kendini en iyi gösterebilecek şekilde kendini bu kırık parçayla ya da başka bir parçayla tamamlar.

Ernest Hemingway 

"Dünya herkesi kırıyor ve sonra bazıları o kırık yerlerden daha güçlü çıkıyor." demiş. Kendimize değer verip yaşadığımız kırgınlıkları sevgimizle, emeğimizle, güzel düşüncelerimizle Kintsugi tekniği ile tamir edersek çok daha güçlü ve cesur olarak hayatımıza devam edeceğimiz kesin.

Bu tekniği hem iş hem de özel hayatımız için anlamlandırıp kırılan parçalarınızı tamir etmeye ne dersiniz. Üstelik cesaretle "Ben tam da buradan kırıldım" diyerek belirginleştirin ve daha da güzel ve değerli olarak yolunuza devam edin.

Daha az KIRILDIĞINIZ ve başkalarını daha az KIRDIĞINIZ bir hafta olsun...

Girne’den SEVGİLERLE !..