CENGİZ KAHRAMAN


ŞEBINKARAHISAR’A DOĞALGAZ GELIYOR!

​​​​​​​İlk iki yazımı duygusala bağladığımın farkındayım… Memleket deyince yüreğim kafesinden fırlayacakmış gibi çarpıyor elimde değil... Mehmet Yeles’le ilgili sohbet yazısı ise gazetenin 63. Yılında olacak.


Ülkenin onlarca yakıcı sorunları ortada “kaya” gibi dururken “eften püften” dedikodular üzerinden zaman öldürüyoruz.

O “kaya da”orda mıh gibi duruyor!

Halk geçim derdinde. Çocuklarının geleceği belirsiz. İşsizlik çığ gibi. Gençler gelecekten umutsuz.

“Leyla ile Mecnun, Kerem ile Aslı, Ferhat ile Şirin”aşkları yaşayamıyor çocuklarımız.

Ellerinde birer cv (özgeçmiş) kapı kapı dolaşıp kendilerine sahip çıkacak bir “dayı” arıyor.

 

Açtığımız üniversitelerle (!) övünüyor, diplomalarına kavuşanlar işsizler ordusunun yeni neferleri olarak aramıza katılıyor.

Meslekleri ise “Ne iş olursa yaparım abi!”

Peki! Nereye kadar!?

Baba eline bakmak-korku-kaygı-gelecek endişesi bu çocuklara aşkyaşatır mı Allah aşkına?

Ya övündüğümüz dernekler gençlerimizi bu kaostan çekip alacak bir proje üretiyorlar mı?

Hayır!

“Dayısını bulan kaptan” yani…

Bu konuda sayfadaki köşe komşum yazar Ünal Akkuş, derneklerle ilgili “Eğriyeye eğri, doğruya doğru” dese de muhalif yaftasından kurtulamıyor. Bir merhabayı bile esirgeyenler bile var.

Bana sosrarsanız “muhalif” olmak iyidir. Bir gazeteci-yazar da hoşa gideni değil gitmeyeni yazar.

Yoksa, “yazsa ne yazar, yazmazsa ne yazar..!”

 

GENÇLER “HAYATIMA DOKUN” DİYOR

T24 yazarı Murat Sabuncu ve KONDA Genel Müdürü Bekir Ağırdır, ‘Türkiye’de değişen siyaset biçimleri’ni ‘Sayıların Dili’nde yorumladı.

KONDA’nın yaptığı araştırmanın sonuçlarını Sabuncu ile paylaştı. Çarpıcı sonuçları özetleyerek aktarıyorum;

"Türkiye’de siyasi partilere üye olanların oranı yüzde 11,8, bir STK’ya üye veya gönüllü olanların oranının ise yüzde 9.2 .

30 yaş altı gençlerde bütün partilere ilginin giderek zayıflıyor. Gençler ulusal sorunlarda başarı ihtimalinin düşük olduğunu düşünüyor. Kendi hayatlarına dokunan yerel sorunlarla daha çok ilgileniyor. …

Yeni kuşakların aktif olacakları, kendi hayatlarına dair kararlara katılmaya arzulu davranacakları yer, gündelik hayatın reel sorunları, onların hayatına doğrudan değen meseleler…”

Yani gençler yerelleşmeye daha ilgili ve oradan fırsat doğar umudunda..

Bekir Ağırdır’a göre; yeni kuşak kutuplaşan ve kimliklere sıkışan siyasete ilgi duymuyor. Ağırdır diyor ki;

STK’lar, hükümeti veya ekonomiyi yöneten bakan beyi kızdırıp kızdırmamaya göre bakıyor meseleye. Böylesine bir yönetim anlayışı olduğu sürece insanlar daha az aktif olmaya başlıyor. Dolaysıyla hem kutuplaşma nedeniyle hem de siyasi alan daralması nedeniyle STK’lar parıltısını cazibesini kaybediyor.

Geleneksel olarak siyasilere yönelttiğimiz ‘parti içi demokrasi yok’ tartışması aslında STK’ların da kendi bünyesinde taşıdıkları bir hastalık. Çok az STK var ki 90’lardaki kurucu irade veya kadrolardan sonraki kuşaklara demokratik yollardan devredilmiş olsun veya devam ediyor olsun. Kimse kurduğu veya vücuda getirdiği o yapıyı demokratik yollardan yeni kuşaklara devretmiyor.”

HERKES UYANDI HAYDİ UYAN ŞEBİNKARAHİSAR

Gelelim, Ali Babacan'ın Fatih Altaylı'ya Teke Tek’desöylediklerine;

“Gençlere sordum, en büyük problem olarak neyi görüyorsunuz' dedim.
'Boğulma hissi yaşıyoruz, sosyal medyada yorum yapmaktan, like(beğenme) atmaktan korkuyoruz" dediler…

Başkanlık sistemi değil, düzgün bir parlamenter sistemdir Türkiye'nin ihtiyacı... Öncelikle güçlerayrılığıdır ve denge kontrol mekanizmalarıdır.

Başkanlık sistemi, ekonomik krizlerle anılıyor. "Başkanlık sistemi gelecek koalisyon bitecek" deniyordu. Şimdi ittifaklar konuşuluyor.

İnsan hakları oylamaya tabi tutulmaz, o hak tanınır. Devletin görevi bir kişi dahi olsa onun hakkını teslim etmek, korumaktır.

Siyaset gelecek vadedemeyince desteğin yolu korkuda, karşı düşmanı üretmekte aranıyor. Türkiye'de korku siyaseti çaresizlikten geliyor. Yetmiyor üzerine ittifak katıyorsunuz. Sürdürülebilir şeyler değil bunlar.

Yalan mı?

Geldiniz mi sözümüze. Bu gerçeği görmek için değer miydi bunca bedele!

Sarı öküzü vermeyecektik…

Evet!

Ayrıştık, kutuplaştık,yan yana gelmekten korkar olduk.

Bu böyle gitmez, gidemez zaten! Çatal kazık yere girmez.

Biz halkız, karar verici biziz, söz sahibi de olmalıyız.

Okumalıyız, sormalı ve sorgulamalıyız. Kurtarıcı beklemeyin. Mustafa Kemal Atatürk yok artık. Ama hepimiz birer Mustafa Kemaliz.

Kurtarıcı sensin kardeşim.

Ben, Sen, O, Biz, Siz, Onlar…

Çocuklarımız için. Aydınlık bir gelecek için…

Anladık mı, anlatabildim mi?

Siz siz olun bir iyilik yapın Şebinkarahisar’a sahip çıkın. Bir “çakıl” yüzünden istifalar olmasın. Hizmet herkese eşit dağılsın!

Doğalgaz da yazıyı okutmak içindi. Zaten doğal olarak gelmez gelemez. Üniversite konusundaki sözler gibi. Söz verenler utansın!