HATIRALAR..!
Tarih: 8.10.2019 12:11:52 / 225okunma / 0yorum
DR. HAYRETTİN PARLAKYILDIZ

Günlük hayatımız devam ettiği sürece düşünmeler-duygulanmalar, kavgalar, kıskançlıklardövmeler-sövmeler,şiddet-hiddet, haset-hasret, devam eder… 

Hatıralar, hatırlamaları;  hatırlamalar da hatırlatmaları, hatırlatmalar da geçmişi tanıma, vefa duygusunu geliştirme, etkin  kılma, ihaneti ortadan kaldırmayı amaçlar, ama hatıraların acımazlığı geçmişte yaşanan olumsuzlukları zaman zaman tetiklerse, “hatıralara bağlı kalanların, HATASI da çok olur… “

Bunların dışında olumlu, hayata bağlayıcı, hayattan dersalıcı olanlarına itibar etmek, geleceğimize ışık tutar… Ne hazindir ki, yaşanmışlıklarda hep olumsuzluklar hafızaya yerleşmiş-kazınmışsa bu da tehlikeli olur…

İnsanların en çok unutamadığıÇOCUKLUKanılarıdır, çocukluğun ırkı-cinsiyetimilleti olmaz, ama ailesi olur… İşte, yaşananların yoğunlaştığı yerlerin başında insanın ilk çocukluğunun geçtiği mahalle, sokakve  evleri gelir,  aklına…

Bu gün bunlardan birini,;ülkemizi,  dünyaya FOTOĞRAFLARI ve fotoğraf sanatçılığı ile tanıtan ARAGÜLER´in babasıyla olan, anlatımı güzel hatırasını paylaşarak, eleştirel okuyuşunuzla sizleri başbaşa bırakacağız…


hatır    Ar. ¬¥µir 

(< Ar. hâtır) hatır

a. 1. Düşünme, akılda tutma, hafıza, zihin, akıl, yâd. 2. Gönül, kalp.  3. Birine karşı duyulan saygı, sevgi, 4. Durum, keyif.

 

hatıra    Ar. ¬¥µira a. (ha:tıra) ed. 1. Anı. 2. Andaç, anmalık, yadigâr.

 Güncel Türkçe Sözlük

Söyleyiş: (ha:tıra) Cinsiyet: Kız
1. Bellekte yaşamaya devam eden geçmiş izlenim, duygu veya olay. 2. Bir kimse veya olayı hatırlatan nesne, yadigâr.


Ara, 16 Ağustos 1928´de İstanbul Beyoğlu´nda, Verjin Hanım ve Dajad (Dacat) DerderianBey´in oğlu olarak dünyaya geldiğinde ailesi, ona, AramGüleryan adını verdi. Verjin Hanım, İstanbullu zengin Ermeni ailesinin kızıydı. Eczacı olan babası ise, Giresun´unŞebinkarahisar ilçesinden İstanbul´a, 6 yaşındayken okumak için gelmişti.

 

BABAMIN ÖYKÜSÜ

 

“ Bir gün babam bana şöyle dedi: “Gidersin, gelirsin, gazetelerde röportajların çıkar, okuruz, fotoğraflarına bakarız, ama bize bir hayrın yok.”

Niye?” dedim.

“Bir gün beni alıp da bir yere götürdün mü?”

“Seni nereye götüreyim ki?” diye sordum. “Nereyeistersengidersin, patronsun.”

Bana baktı, yarı alaylı, yarı ciddi, “Bir gün alıp da beni memlekete, doğduğum yere götürmeyi düşündün mü?” dedi. “Doğduğumuz evi görmek istiyorum. Hem gel, sen de gör. Beni sen götürürsen bir değeri olur. Yoksa her köyköydür.”

Kaçamak yapmak olmayacaktı. İşimi ayarladım, vapurla Giresun´a, oradan da taksi tutup Şebinkarahisar´a gittik. Yolda giderken dağlar gittikçe yükseliyordu. Bitki türü değişiyor, yükseldikçe ağaçlar çam ağaçlarına dönüşüyordu. Adını anımsayamadığım bir yerde karşımıza boz dağ çıktı. Burası ünlüymüş. Sac kavurması yedik. Keyifliydik. Baktım, bu toprakların adamı olmak istediği belliydi. Altı yaşındayken Şebinkarahisar´dan ayrılmış, İstanbul´a okula gönderilmişti. Bir köy çocuğuyken kentli olmuştu. Sonra anımsadım. Zaman zaman bu dağları bir haftada yürüyerek nasıl kıyıya, yani Giresun´a vardıklarını daha önce anlatmıştı. 1910´lar olsa gerekti. Bayağı büyük bir şans. İstanbul´unOrtaköy´ündeki okulda temiz bir okul üniforması giymek, pazar günleri Kuruçeşme´deki kilisede Gomidas´ın korosunda şarkı söylemek, kendi yaşındaki kentli çocuklarla oynamak, gülebilmek… Ve yıllar geçmiş aradan, az zaman değil, yetmiş yıl. İşte şimdi köye gidiyoruz. 

Doğduğu köy Şebinkarahisar´ınYaycı köyü, 6-8 kilometre ötede. Yol yok ama traktör gider dediler. En sonunda yüksek karoserli bir araba bulduk ve köye vardık. Herkes “merhaba” diyor. Anlattık, ayranlar içtik. Köyün bütün adamları, herkes, teker teker “merhaba” dedi, yine ayranlar tazelendi. Sonra hep birlikte düştük köyün yollarına. Peder evini arıyor. Sağa saptık, sola saptık, sonunda, “İşte burasıydı,” dedi. Gösterdiği yerde ev mev yoktu. Harabe olmuş. Karşımızda büyük taşlarla örülmüş bir duvar yığını vardı. Belli ki ev yıkılmış, zamanla yok olmuş.

Babambirdenköylülere döndü, “Köyün meydanında çeşme vardı, bir sürü yerinden su akardı. Nerede?” dedi.

“Aha burada,” dediler.

Gittik, peder çeşmenin her gözünden doya doya su içti. “Oh be,” dedi, “Su dediğin budurişte.”

Oradan buradan konuşuluyordu. Peder birden harman yerini sordu. Onlar yine, “Aha işteşurda,” dediler. Oraya gittik.

Peder, boş duran döveni göstererek, “Ben hep buna biner, döner dururdum,” dedi. “Belki de ağırlık olsun diye anam beni buna bindirirdi. Ama ben de çok hoşlanırdım doğrusu.” 

Köylüler, Ahmet, Mehmet, Yusuf, İsa… Pedere baktılar, sonunda baklayı ağızlarından çıkardılar: “Yine binmek istersen, hemen hazırlarız,” dediler. “Bin işte.”

Biri öküzleri getirdi, biri döveni öküzlere bağladı. Derken peder de ceketini çıkardı, bindi dövene.Elinde bir dal, “Deh!” dedi, öküzler yürüdü, döndüler, döndüler, döndüler. Peder o anda altı yaşındaydı. Öküzler gidiyor, o dövene oturmuş, bizim gördüğümüze göre dönüp duruyordu. O eski günlerdeki gibi anası kim bilir ne zaman, “Artık yeter” diyecek, “Gel buraya” diyecek… O dönüyor, altı yaşındaki babam, Ahmetler, Mehmetler bakıyor, ben de. Belki yarım saat, belki de daha çok.

Sonunda öküzler ağırlaştı, peder dövende ayağa kalktı, öküzleri durdurdu. Aramıza döndüğünde gözleri yaşlıydı. Kim bilir özlediği daha ne kadar çok şey vardı, artık geri gelmeyecek olan eski çocukluk günleri gibi. “Ya, altı yaşındayken işte böyle dönerdim dövenin üstünde,” dedi.

Karanlığa yakın bir zamanda ayrıldık Yaycı köyünden. Herkesle vedalaştık. İki-üç kilometre kadar uzaklaşmıştık ki, babam arabayı durdurdu. “Dur da köye bir uzaktan bakalım,” dedi. Arabadan indi, ben de indim. Baktı, baktı tepenin altındaki köye, anasını mı aradı, babasını mı bilmem. Sonra birden bana dönüp, “Gidelim,” dedi. Şebinkarahisar´dan Suşehri-Sivas yolunu tuttuk. Sivas´tan da ver elini İstanbul.

Memnundu, eczanesine gelen her dosta köyünü anlatıyordu. İçine başka türlü bir yaşamaisteği gelmişti sanki.

Bir gün bana, “Baksana be…” dedi, “Köye gittik, çeşmesinden su içtik, adamlarla konuştuk, dövende döndük, ayranlar içtik, hepsi iyi ama bir şey unuttuk. Hem de en önemlisi oydu.Unuttum işte.”

“Nedir o?” diye sordum.

“Ne olacak, yemişler,” dedi, “Dut kurusu, pestil, kayısı… Bunları cebime doldurur boyuna yerdim, hem de çok severdim. Alıp da getirmeyi unuttuk. Hem anımsıyorum, İstanbul´a okula gelmek için köyden ayrılırken anam bir torba içinde bu yemişlerden vermişti bana. Yol boyuncu yemiştim.”

“Boş ver,” dedim, “Seneye gideriz, istediğin kadar yersin.”

Ters ters bana baktı. İçinde bir eksiklik vardı. Bunu anladım.

Dut kurusu, pestil, kuru yemişler…

Peder öldü. amaköyünü gördükten, suyunu içtikten sonra. Cenazeye gitmek için evde bekliyordum. Şimdi rahmetli olan şair dostum Nevzat Üstün de vardı. Cenaze töreni ikide başlayacaktı. Daha yarım saatten fazla vakit vardı. O sırada kapı çalındı, gidip açtım. Kapıda iki kişi duruyordu, ellerinde büyükçe bir tahta kutu vardı. Yüzlerini tanır gibiydim.

“Buyrun?” dedim

DacatGüler beyi arıyorduk,” dediler, “Bunu kendisine getirdik, Yaycı köyünden, Şebinkarahisar´dan.”

Anımsadım. Bunlar pederin köyündeki köylüler, bize ayran verenler, döveni harman yerine getirip öküze koşanlar, Ahmetler, Mehmetler, Yusuflardı. Belki adlarını şimdi anımsamıyorum, belki ne Mehmet ne Yusuf, ama onlar, onlar işte. Pederin köylüleri. Şaşırdım, içeri aldım.

Pederöldü,” dedim, “Şimdi cenazeye gidiyoruz, isterseniz siz de gelin, yer yakın.”

Şaşırmışlardı. Bir sessizlik oldu. Kutuyu açtım. İçinde dut kurusu, pestiller, kuru yemişler, hem de bol bol. Şaşırdım.

Sözü onlar aldı: “Dacat bey bizim köylü. Geldi gezdi ama yemişini almadan döndünüz. Biz de İstanbul´a geliyorduk, yemiş getirelim dedik. Kısmet değilmiş…”

Nevzat da ben de ne diyeceğimizi bilemedik. Pederin sözleri geldi aklıma:

“Gittik, gezdik, suyunu içtik de, dut kurusunu, pestilini, yemişini yemeden döndük.”

Artık cenazeye gitme zamanı gelmişti. Üç küçük naylon torba buldum, iki-üç avuç dutkurusu, birkaç parça pestil, biraz erik kurusu… Hepsini naylonların içine doldurdum. “Hadi, gidelim,” dedim. Yemişleri peder gömülürken tabutuna koydum. Köylüleri ona özlemini çektiği yemişleri getirmişlerdi.

Ara sıra pederi ve köyünü anımsayınca ya da Anadolu´nun herhangi bir köyünün yakınından geçerken, hep gözümün önüne harman yerinde dövenin üstünde dönüp duran babam gelir.”

“Babil´den Sonra Yaşayacağız- Ara Güler”        

AN-LARINIZ, ANI-LARINIZ güzel olsun… Girne´den Sevgiler…

Anahtar Kelimeler: HATIRALAR
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
Yazarın Diğer Yazıları
GÖRGÜSÜZÜN, GÖRGÜ SÜSÜ…!? (18 Ekim 2019 - Cuma)
VATANDA - COĞRAFYADA BİRLİK!?.. (15 Ekim 2019 - Salı)
TEKNOLOJİ KAÇKINLARI MIYIZ, NE !? (10 Ekim 2019 - Perşembe)
TÜRKÜLERİMİZ!.. (01 Ekim 2019 - Salı)
SOSYAL MEDYADA TIKLAMALAR!.. (27 Eylül 2019 - Cuma)
TROYA HAZİNELERİ BELGESELİ !.. (24 Eylül 2019 - Salı)
12 EYLÜL´E TAKILANLAR!... (17 Eylül 2019 - Salı)
KADINLAR, KADINLARI NEDEN EZER ?! (13 Eylül 2019 - Cuma)
SOFRAYA ÖNCE OTURANLAR!.. (10 Eylül 2019 - Salı)
ARİSTOKRATLAR, ZÂDELER ve ZEDELER!... (03 Eylül 2019 - Salı)
KIBTEK Mİ, KAPTEK Mİ?.. (27 Ağustos 2019 - Salı)
MALLARIN MALI !?... (23 Ağustos 2019 - Cuma)
MEMLEKET ÇOCUĞU OLMAK..! (20 Ağustos 2019 - Salı)
KURBAN OLAYIM SANA!? (16 Ağustos 2019 - Cuma)
AY-KÜ (IQ) ve AKÜ …!? (09 Ağustos 2019 - Cuma)
KOÇ KÂMİL NE ÂLEMDE?!... (06 Ağustos 2019 - Salı)
“KİVİ” Yİ, ELMA GİBİ SOYMAK… (02 Ağustos 2019 - Cuma)
ŞEBİNKARAHİSAR´A GİTMEK !.. (30 Temmuz 2019 - Salı)
RUHLARIMIZI YIKADIK, AMA…!? (26 Temmuz 2019 - Cuma)
UMUTLAR,UMUTSUZLUĞA DÖNÜŞÜRSE...! (23 Temmuz 2019 - Salı)
BAKKALİYE Mİ, MARKETİYE Mİ...?! (19 Temmuz 2019 - Cuma)
ÇANAKKALE´DE OLMAK!.. (16 Temmuz 2019 - Salı)
ATATÜRK´Ü ANLAMAK MI, ATLAMAK MI ?! (05 Temmuz 2019 - Cuma)
BİR AKADEMİSYEN Kİ !.. (02 Temmuz 2019 - Salı)
TUVALET EDEBİYATI MI, TUVALET ADABI MI? (01 Temmuz 2019 - Pazartesi)
ELİF´İN EVRİMİ!.. (25 Haziran 2019 - Salı)
ŞEKERSİZ , ŞEKER OLMAK!.. (21 Haziran 2019 - Cuma)
HÜKÜMET OLMAK!?.. (18 Haziran 2019 - Salı)
ÖĞRETMENLİK KOLAY MI ?!.. (11 Haziran 2019 - Salı)
ŞEBİNKARAHİSAR´DA BAYRAMLAR!... (07 Haziran 2019 - Cuma)
VİRGÜLÜ OLMAYANLAR!?.. (21 Mayıs 2019 - Salı)
BİLİMDE EMEKLİ OLMAK YOK !.. (17 Mayıs 2019 - Cuma)
HAYATA ANLAM KATANLAR!.. (14 Mayıs 2019 - Salı)
BİR MEMLEKETİM VAR: ŞEBİNKARAHİSAR! (07 Mayıs 2019 - Salı)
Sayfa:
E-Gazete
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
HAKKIMIZDA

Yeni Şebinkarahisar, 12 Eylül Yönetiminin faşist uygulamalarına ve işkencelere direnmesini bilmiş, ANAP`a da, CHP`ye de, DYP`ye de, RP`ye de, DSP`ye, MHP`ye ne de AKP´ye muhalif olmuş, kimsenin yayın organı olarak davranmamıştır. Biz bugüne kadar hiçbir partinin yandaşı olmadığımız gibi bu güne kadar kimsenin güdümünde de hareket etmedik, yalakalık da yapmadık. Biz her zaman Şebinkarahisar`ın, Şebinkarahisarlının yanında olduk. Şebinkarahisar`ın sorunlarının çözümü için çaba harcadık. Bunun için de hangi parti iktidarda ise o partiye muhalif olmaktan çekinmedik. Yapılan olumlu çabaları ve hizmetleri de destekledik.

"Yeni Şebinkarahisar Gazetesi, Şebinkarahisar`a her sabah daha iyi hizmet etmek emeliyle yola çıkanlarındır."