ÜNSAL ÇALIK


DÜNDEN BUGÜNE-ŞEBİNKARAHİSAR

ÜNSAL ÇALIK - TARİHE IŞIK TUTANLAR


ŞEBİNKARAHİSAR şehri Doğu Karadeniz dağlarının orta Karadeniz bölgesinde, Kelkit Çayı vadisinin orta yerinde engebeli bir arazi üzerinde yer almaktadır. Deniz sevisinden yüksekliği 1360 metredir. Kısaca coğrafyası hakkında şunları söylenebilir. Kelkit Çayının oluşturduğu bazı yükseltilerle çevrilmiştir. Kuzeyde yüksek orta Karadeniz dağ yükseltilerinden Canik dağ dizisi yer alır. Karagöl Dağı 3095 metredir. Şebinkarahisar’ı çevreleyen Kelkit havzası ekime elverişli toprak yapısına sahiptir. Kelkit havzası su kaynakları bakımından da oldukça zengin sayılır. Asarcık yaylalarından çıkan Tamzara ırmağı, Sarıçiçek yaylalarından gelen Darabul suyu, Karagöl den gelen Çat Suyu ile Alucra ilçesinden gelen şehir suyu birleşerek Yeşil ırmağın kolu Kelkit Irmağını oluşturur. Bölgede karasal iklim hâkimdir. Bölge genellikle İlk ve Sonbaharda yağış alır. Sıcaklık yıl ortalaması 10ila 12 derece arası civarındadır. Bunun için şehri ziyaret eden araştırmacı  seyyah ve gezginler havasının ve suyunun güzelliğinden bahsederler. Bölge ormanlarla kaplıdır. Maden yatakları bakımından da oldukça zengindir. Şehir ve yaşadığı bölge hakkında tarihi sürecini inceleyecek olursak tarihöncesi ve tarih çağları yeterince araştırılıp incelendiği söylenemez. Yüzey incelemelerine baktığımızda tarihi süreci kısaca şöyle sıralayabiliriz. Şebinkarahisar M.Ö.15.ci yüzyıla kadar tarih sahnesinde olduğunu görürüz. Bu tarihi şehir M.Ö.1341 yılında II.Murşil zamanında Kaşkarlardan Etilerin hakimiyetine geçtiğini biliyoruz.M.Ö.1200 yıllarında Torların istilası sonunda da Eti İmparatorluğu yıkılmış,şehir Amazonların eline geçmiştir.M.Ö. 700 yılına kadar Amazonların idaresinde kalmıştır.Yine tarihi süreç içinde İskitlerin bir kolu olan Kimriler tarafından zap edilerek bu yönetim idaresine katılmıştır.Bu tarihlerde şehir bu günkü İsola köyü civarında bulunuyordu.Bu tarihte baş gösteren bir kıtlık yedi yıl gibi uzun bir süre devam edince halk bu günkü Karagöl dağının Kırklar tepesine sığınarak kıtlık yıllarını burada geçirmiştir.Kıtlığın ortadan kalkmaya başlamasıyla eski yerleşim yerlerine dönmeye başlamışlar ve döndüklerinde şehirlerini harap olmuş bir şekilde bulmuşlar ve bunun üzerine bu günkü Avutmuş ile Eskiköy bölgesindeki kayalıklar üzerine kaleler kurarak  barındıkları tarihi verilerde anlatılmaktadır. Ancak İsola dağındaki kurdukları şehir bazı kaynaklarda Dukamma medeniyetinin izleri olduğu araştırmalardan anlaşılmaktadır. Yani, İsola dağındaki kurulan şehir dukamma medeniyetine ait bir yerleşim yeri olduğu sanılmaktadır.

Şehir M.Ö.585 tarihinde Medlerin 550 tarihinde ise Perslerin idaresi altına girmiştir.Şebinkarahisar daha sonra M.Ö. 377 tarihinde Pontların idaresine geçmiştir.M.Ö.65 yılında bu günkü Bayram köy de yapılan savaşta Mitirdatı yenerek Pont kralının mirasına konan Pompeyüs savaşı kazandığı Bayramköy'de bir şehir kurulması emrini vererek ordusundaki 40 bin yaşlıyı burada bırakarak Zafer anlamına gelen NİKOPOLİS adındaki şehrin kurulmasını istemiş ve Şebinkarahisar Romalıların idaresine girmiş ve merkezi Trabzon olmak üzere Diyosez adı verilen genel bir valilik haline getirilmiştir.

                Tarihi süreçte doğudan gelen Peçenek ve Kuman Türkleri tarafından bölge istila edilerek, Kayadibi, Alişar köyleri civarına yerleşmişlerdir. Bu tarihte Kaya dibi mevkiinde bilinen kayayı oyarak burayı sığınak haline getirerek birde tapınak yaptıkları bilinir.Daha sonraları Hıristiyanlaşan Türkler bu tapınağı kilise haline getirerek Meryem Ana adını vermişlerdir.Kuman Türkleri Nikopolis şehrine Elgün, Keygune veya Helgüne adını vermişlerdir.

                Bu günkü Şebinkarahisar O.Blau’nun 1865 yılında bulunmuş bir Bizans kitabesindeki yazıya istinaden eski ve orta çağların Kolonia,Koloneia,Colonia’sı yerine kaim olmuşurtur.Şehrin Mithridates’i mağlup eden “Pompeius” tarafından tesis edildiği Prokopios’ta nakledilmiş ise de,buradaki ilk iskanın Helen devrinde kurulmuş olduğu anlaşılmaktadır.Myrıkefelon muharebesinden (1176)önce,Anadolu’yu 21 thema ayıran Bizans İmparatorluğu devrinde, bu şehirde, them merkezlerinden biri olmuş ve Kolonea denilmeye devam edilmiştir.

                Kolonia ismine, Arap tarihlerinde ve vekayi-nâmelerinde Kaluniya şeklinde söylendiğine rastlanmaktadır.Selçuklular zamanında ise, Ermenice şeklinden alınarak, Kuguniya    denmiştir ki ibn Bibi vekayi-nâmesinde ve Eretna sikkeleri üzerinde bu isme sıkça rastlanmaktadır.Nuzhatü’l-kulubda yer alan Limuniya veya Li’uniya şekilleri Kiguiuya şeklinde düzeltilmesi gerekmektedir.

 Kolonia adı XI.asırda Michael Astaliota ve Skylitzes’de Mavro-Kastron olarak geçmektedir ki Mavro-Kastron,Karahisar manasına gelmektedir.Bu tabir daha XI.asırda Karahisar olarak kullanıldığı görülmektedir.XIII.asıra gelindiğinde Kolonia ve karahisar söylemleri terk edilerek,yerine Karahisar kelimesinin Rumca bozması Garasaris denilmeye başlanmıştır.

Bu şehrin1473’fe Türkler tarafından fethedilmeden önce kale taşlarının renginin kara olması nedeniyle buraya yeniden karahisar denmeye başlamıştır.Anadoludaki birçok Karahisar şehrinden ayırmak için Karahisar-ı Şarki  Veya Şarki -Karahisar denildiğine şahit oluyoruz.

Karahisar’ın şöhret bulmasının en önemli etkenlerinden biri şap madeni yataklarının zenğin ve kaliteli olmasıbndan ileri geliyordu. Dünyaca ünlü İngiliz kumaşlarının boyanmasında en önemli madendir. Şap madenine halk arasında “şeb” deniniliyordu.1473 tarihinde Otluk beli Zaferini Kazanan Fatih Sultan Mehmet Karahisar adına “şabın” ilave ederek şehrin adını “Şabınkarahisar”(Şab’ın memleketi manasına gelen)isimle değiştirmiştir.Osmanlı  döneminde devletin vergi geliri olarak en önemli maden ocaklarından birisiydi.Bir çok medeniyete beşiklik yapan Şebinkarahisar bu nedenle bir çok isimle anılması bundandır.

395’te Doğu Roma İmparatorluğu ikiye bölününce Şebinkarahisar Bizans topraklarına katılmış 1058 tarihinde ise Tuğrul Bey’in yiğeni Yakuti Han tarafından fethedilerek İbrahim İnal idaresine girmiştir.İbrahim İnal’ın ölümüyle Pontus Valisi tarafından şehir 1059 da işgal edilmiştir.Danişmeny Ahmet Gazinin amcazadesi ve damadı Selvi Bey aldığı emirle Şebinkarahisar işgal edilerek Orta Asyadan gelen Türk boyları bölgeye yerleşmeye başlamıştırlar.(1075)Şehir 1174 yılında tekrar Bizanslılara geçmiştir On yıl kadar Bizans hakimiyrtinde kalan bölge 1184 yılında Mengücek devletinin IV. hükümdarı Fahrettin Behramşah Şebinkarahisar’ı (Keygune)aldıktan sonra Bayram köyde mevcut (Keygune) kalesinin koruma ve korunma bakımından elverişli olduğunu görerekşimdiki şehrin bulunduğu yerde hacı kayası üzerine bir kale kurulmasını, kele üzerine bir cami yapılmasını istemiş ve oğlu Muzafferüddin Mehmed’i burada bırakarak 1184 tarihinde Erzincan’a dönmüştür. Hacı kayası üzerine kurulmuş olan kalenin en yüksek noktasına dört katlı bir kule ve saray yaptırmiştır.

Amasya Valisi Halife Alp 1243 yılında yapılan Kösedağ savaşında Şebinkarahisar Moğolların eline geçti.Moğollar zamanında Karaboğa Şebinkarahisar Beyidir.Kara boğa’nın daha sonraları adı Karaşahin şah olarak ün yapmıştır.1264 yılında Karaboğanın ölümü üzerine yerine Amasyalı Gümüşzade Yunus oğlu Saracettin İsmail Şebinkarahisar Emiri olarak gelmiştir.1334-1397 yılları arası Ertana oğullarından Kadı Burhanettin yönetiminde kalmıştır.Kadı Burhanettin’in ölümü üzerine Şebinkarahisar Osmanlı yönetimine geçmiştir.Timurla Osmanlı Devleti arasında olan Ankara savaşı sonrasında memleketin her tarafında bir çok eşkıya türemiş Şebinkarahisar da bundan nasibini almış başkaldıran Gözleroğlu Ali bey Amasya Valisi Çelebi Mehmed’in gönderdiği kutlu Paşa  kuvvetleri tarafından yok edilmiştir.1415 yılında şiddetli bir deprem olmuş binlerce insan ve hayvan telef olmuştur.1419 yılında bu bölgede başlayan beylerin isyanlarını Çelebi Mehmet bastırmıştır.Şebinkarahisar bu tarihte liva olmuş ve Amasya'ya bağlanmıştır. Bu tarihte Şebinkarahisarlı Memet Bin Alüyül Karahisarı bilgisiyle nam kazanarak. II.Bayazıd’ın övgüsüne mazhar olmuştur.

Akkoyunlular dan Uzun Hasan (Keygune) Şebinkarahisar'ı bir vesile ile Osmanlılardan almış ve Liva merkezini Koyulhisar’a nakletmiştir. Uzun Hasan Darap Beyi Şebinkarahisar’a, Han Murat Beyi de Koyulhisar Beyliğine tayin etmiştir.

1473 yılında Otlukbeli savaşından sonra Fatih Sultan Mehmet Han 50 bin askerle 1477 yılının 27 Ağustos Bir Pazar günü Şebinkarahisar’ın Bu günde bir köyü olan Haneği köyüne gelmiştir. Buradan gönderdiği bir elçi ile Darap Beyden kalenin anahtarlarını istemiş, Darap beyde kalenin anahtarlarını hemen teslim etmiştir. Darap beyin bu hareketi fatih Sultan Mehmet hanın hoşuna gittiğinden Darap Beyi Trakya (Punak’e) Rumeli Beylerbeyiliklerinden Çirmen Sancağı Beyiliğine getirildi. Şebinkarahisar’a Belban Beyi tayin edilmiştir.

Haneği Köyünden Şebinkarahisar’a gelen Fatih Sultan Mehmet Han kalenin en yüksek burcuna çıkarak sahayı inceleyen Sultan 4 bine yakın köle ve cariye azad etti. Otluk beli Zaferi üzerine neşredilen (Yarlığı Farsça zafer namesini buradan bütün dünyaya Uygurca ve Türkçe olarak yayınlamıştır.Bazı yazarlara göre Şebinkarahisar da üç gün bazı yazarlara göre ise on yedi gün kaldığı Şebinkarahisar dan ayrılırken Buraya Koyulhisar’a ve Suşehri’nin Güzeller köyüne bir cami yapılmasını emretmiştir.

                Yavuz Sultan Selim tahta geçtikten sonra Kasım Bey’i Şebinkarahisar’a Bey Tayin etmiştir.1515 yılında Erzincan Vilayetine bağlanmıştır. Yavuz Sultan Selimin tahta geçmesi üzerine kardeşi Ahmet’in oğlu Murat 1518 de Şebinkarahisar’ı alarak istiklalini ilan etmesi üzerine bunu duyan Selim Amasya Valisi Sadi Paşa vasıtasıyla aynı yıl şehri geri almıştır.Bu olay üzerine Amasyalı Mehmet Bey Şebinkarahisar Sancak Beyliğine tayin edilerek gerekli ıslahat çalışmaları yapmıştır.(1518-1521)

1538 Yılında Şebinkarahisar Erzincan Valiliğinden alınarak Amasya Valiliğine,1553 yılında ise Amasya dan alınarak Erzurum Valiliğine bağlanmıştır.1558’de Kanuni’nin torunu ve Bayazıd’ın oğlu Şehzade Osman Bey Şebinkarahisar Sancak beyliğine gelmiştir.1573’de ise sancak beyliğine kuyucu Murat Paşa tayin edilmiştir.

Bu idari yapının tarih sahnesinde olduğu dönemden önce ve sonra Şebinkarahisar'ı birçok araştırmacı, seyyah ziyaret etmiş ve ilçemiz hakkında birçok bilgi vermişlerdir.1647 yılında şehrimizi ziyaret eden Evliya Çelebi o zaman ki kethüda Taban Ahmet Ağanın Evinde misafir edilerek şehir ve kale hakkında bize oldukça önemli bilgiler vermişlerdir. Bunun dışında şehrimizi 19. Yüzyılın ikinci çeyreğinde A.D. Mortmann ve J.G.Taylor şehrimizi ziyaret edenler arasında yer alırlar. Bunlardan Mortmann yaptığı incelemelerde bahçeler içinde ahşap iki bin kadar evin varlığından bahsederken bu evlerin beş yüzünün Ermenilere. yüz kadar evin ise Rumlara ait olduğundan bahisle kale manzarasının çok güzel olduğundan bahsetmiştir.Taylor ise şehrin kalesi ve Hıristiyan yapılar dan bize önemli bilgiler vermişti.Diğer taraftan F.Cumont-20.yüzyılın başlarında şehrimizi ziyaret etmiş ve şehrin fiziki yapısı ekonomisi ve tarihi eserlerinden söz etmiştir.

 19.yüzyıla gelindiğinde şehir nüfusunun bir ölçüde arttığını imar yönünden gelişme içinde olduğunu görebiliyoruz. (1880-1890) Bu tarihlerde Sivas Valisi Halil Rıfat Paşa e Şebinkarahisar Mutasarrıfı Reşit Paşa’nın çalışmalarıyla Şebinkarahisar, Erzincan, Sivas, Tokat, Ordu, Giresun Yollarının yapıldığını, okul ve Şebinkarahisar alay binalarının yapıldığına şahit oluyoruz.

1. Dünya savaşına gelindiğinde bazı mahalli eşkiyalık hareketlerinin arttığı bunun yanı sıra Şehirde yüzyıllardır beraber yaşayan Ermenilerin ve Rumların isyan hareketlerine giriştikleri 1915 yılında patlak vermiş ve şehrimiz yakılıp yıkılmış, kale ve birçok bina yanmış veya tahrip edilmiştir. Diğer taraftan Rusların Harşit Çayına kadar gelmeleri yüzünden şehirde kıtlık baş göstermiş ve bir iç seferberlik olayı yaşanmıştır.

Bu yaşanan acı olaylar sonrası şehir yine toparlanma ile meşgul olmuş yeniden bir şehirleşme hareketi yaşanmış tır.Şehrimiz hacı kayası olarak nitelendirdiğimiz kalenin  kuzey ve batı eteklerinde yeniden kurulmağa ve şekillenmeğe başlamıştır.1960 yangınından sonra ise şehir kaleye dik olarak uzanan cadde ve küçük sokaklar oluşmaya başlamış şehirde ana caddeler üzerinde dükkanlar serpilmeye ve inşa edilmeye başlamıştır.Evler yeniden bu kısıtlı imkanlarla yapılmaya başlamış ve evlere ya doğrudan yada bahçe içerisinden girilmeye başlanmıştır. Bunun sebebi de arazinin meyilli oluşundan kaynaklanır ve bu bahçeler kara taş tabir edilen taşlarla çevrilir.Bu duvarlar arazinin durumuna göre eğer duvar yüksekse hatıl ilave edilir.Yine bu duvarları çevreleyen bahçelerin kapıları kanatlı kapı tabir ettiğimiz kapılara sahiptirler.Kapılarda tokmak tabir edilen el biçimi tokmaklar yapılır.Şehir geleneksel toplumsal yapıların etrafında şekillenmiştir.Yani han, hamam , cami ve resmi kurumların etrafında şekillendiğini görürüz.Buda 1960 yangınından sonra şehrin Halil Rıfat paşa caddesi  ve yıkılan hastane binası ile Hükümet konağı etrafında gelişmeye başlamıştır.

Şebinkarahisar ve çevresinin değişik Türk boyları tarafından iskan edildiği bilinmekle birlikte yapılar bu geleneğe uygun yapılmıştır. Bu geleneğin Şebinkarahisar’a zengin bir kültür ve sanat mirası bıraktığı da bir gerçektir.

Şebinkarahisar 16. Yüzyılın ortasında etnik ve dini yapılanmada yedi mahalleye sahip bir yerleşim birimi olduğunu görüyoruz. Bu mahalleler Bülbül, Hacıhalim, Suva, Miyane, Güngörmez, Kilise, Doka.

17 yüzyıla gelindiğinde ise yeni bir yapılanmanın yaşandığını görmek mümkündür.  Mahalle sayısı on ikiye çıktığını ve birçok mahallenin yerine yeni mahallelerin oluştuğunu görüyoruz. Bu oluşumda deprem ve yangınların büyük rol oynadığına şahit oluyoruz. Oluşan yeni mahalleler şöyledir. Bülbül, Kızılca, Orta, Taş, Kale, Cami-i Müftü, Kavaklar, Kırkgöz, Kütküt, Norşin, Biroğul, Avutmuş mahallelerini kayıtlarda yer aldığına şahit oluyoruz.Bu mahallelerden  benim dikkatimi çeken kale mahallesi olmuştur.Çocukluğumda kale mahallesinin kale eteklerinde olduğunu sanırdım.Evliya Çelebi’nin 1647 yılında ziyaret ettiği ve 70 evden bahsettiği yer meğer kale mahallesi imiş.Yine Hasan Tahsin Okutan hocamızın kitabının 154.sayfasında yazdığı kaleden inen son kale mahallesi sakinlerinden Fazlı Oğlu Süleyman,Topçu Oğlu  Mehmet ve Gürgür hoca adındaki sakinlerin 1876 yılında kaleden inen son sakinler olduğu bilgisidir.bir başka kaynak bilgisi  ise İsmail Kıvrım kardeşimizin,Şebinkarahisar kazası Nüfus Defteri adlı kitabının 173-180 sayfaları arasında kale mahallesi sakinleri hane hane yazması bilgisi çok önemli bir kaynaktır.Bu sayfalar arasında zikredilen 50 kadar hanedir.Ben bu araştırmalarımı sürdürürken şu çok değerli bilgiye de ulaştım.Bize Türkçe öğretmeni olarak atanan ve iki dönem milletvekilliği yapan Mehmet Emin Yurdakul’un hanımının Şebinkarahisarlı olduğu ve ben bu güzel Türkçemi eşime borçluyum cümlesini hepimiz biliriz.Ama bu kadın kimdir adı nedir gibi bir araştırma içine girince bayanın  (Müzeyyen Adile )hanım olduğu ve bu kadının babasının da kalenin anahtar ağası olduğu bilgisine ulaştım belgede  Kavaklarlı bir aile kızı olması çok yüksek çünkü bu dönemde kavakların halk arsındaki adı bahçedir. Bilgisine ulaştım.

Osmanlı İmparatorluğu döneminde Şebinkarahisar bir askeri üs ve Şebinkarahisar da çıkan şap madenini kontrol amaçlı bir üst olarak kullanması burayı merkezileştirmiştir. Daha sonraları ise Osmanlı idari teşkilatında Karahisar-ı şarki sancağının bir yönetim merkezi haline gelmesine yol açmıştır. Bu dönemde yani 15 ve 16. yüzyıla kadar küçük  bir Anadolu kasabası iken gelişerek bir şehir özelliği kazanmıştır. Bu günkü değişimleri gösterememiş olması yaşadığı coğrafi afetler ve en önemlisi de yangınlarla boğuşan bir konumda olması, gelişme hızının önünde en büyük engel olarak durmuştur. Bunu coğrafi konumunun bir kapalı havza durumunda olması da diğer etkenler arasında gösterilebilir. Daha birçok etken Şebinkarahisar’ın gelişme hızının önünde bir engel  durumundadır.      

Farsça ve Uygurca neşredilen zafername metni ve  tercemesi

1538 Yılında Şebinkarahisar Erzincan Valiliğinden alınarak Amasya Valiliğine,1553 yılında ise Amasya dan alınarak Erzurum Valiliğine bağlanmıştır.1558’de Kanuni’nin torunu ve Bayazıd’ın oğlu Şehzade Osman Bey Şebinkarahisar Sancak beyliğine gelmiştir.1573’de ise sancak beyliğine kuyucu Murat Paşa tayin edilmiştir.

1582 yılında Şebinkarahisar ayanından Allah Kulu Bu günkü Taş Mahallesinde Kurşunlu Camisini yaptırmıştır. Caminin banisi Mezkûr caminin minaresi didinde gömülüdür. Ancak mezar bakıma muhtaç durumdadır. 1590 yılındaki şiddetli bir deprem camiye çok büyük zarar vermiştir. Depremin on gün kadar aralıklarla sürdüğü belirtilmektedir.

Zamanı idarelerinde haksızlık ve yolsuzluk hayli arttığından 1593 yılında yurdun birçok yerinde bu hoş olmayan duruma köprülü Mehmet Ağa’nın oğlu Ahmet ve deli Mustafa haksızlıklara karşı isyan ederek Amasyalı Budakbeyoğlu Hüseyin Paşa isyanları yatıştırdıktan sonra kendilerini destekleyen yaramaz Ahmet Ağayı mirimiranlıkla Şebinkarahisar’a Deli Mustafa’yı da aynı rütbe ile Erzincan Sancak beyliklerine tayin etmiştir.1598 tarihinde Gigala zade Sinan Paşa Sürgün olarak Şebinkarahisar’a gelerek iki yıl kamıştır.1599 yılında Şebinkarahisar Beyi Ahmet Amasya Valiliğine tayin edilmiştir.1603 yılında Şebinkarahisar Sancak Beyliği Zülfikar Ağaya verilmiş ise de Bir müddet sonra Maraş Beyler beyliğine gönderilmesi üzerine Şebinkarahisar’a Balıkesirli Hüseyin Paşa sancak beyi olarak atanmıştır.Hüseyin Paşa zamanında Şebinkarahisar Dündar Mustafa Ağa tarafından basılmış ve Hüseyin Paşa kaçmak zorunda kalmıştır.1604 senesinde Tokatlı Seyit Ahmet Paşa Beylerbeyi tayin edilmiş ve anarşistleri buradan çıkarmıştır.

1606 Yılında bağımsızlığını ilana kalkışan Amasya sancak beyi Yıldızoğlu İbrahim Bey kendisine Şebinkarahisar sancak beyliğinin verilmesi üzerine bu sevdadan vazgeçmiş ve Şebinkarahisar’a gelmek üzere hareketinden sonra yolda pusuya düşürülerek öldürülmüş ve kellesi padişaha gönderilmiştir. Bu başarıda payı olan Köprülü Müezzin zade Mehmet Ağanın oğlu Ahmet Beyde Şebinkarahisar Sancak beyi olarak gönderilmiştir.

1608 yılı Ağustos ayında Anadolu da baş gösteren isyanları bastırmaya memur edilen Kuyucu Murat Paşa Şebinkarahisar’a gelerek bu bölgede türeyenMey6mun’un kuvvetlerini Gelvaris düzünde tamamen yok etmiştir.Bu olaydan sonra Kuyucu Murat Türkçe bilmez adında Birisini Şebinkarahisar sancak Beyliğine tayin ederek buradan ayrılmıştır.

1621 yılında Kars Beylerbeyi Amasyalı İnanbey oğullarından Seyit Ali Paşa Şebinkarahisar Sancak beyliğine atanarak Amasya'yı da memuriyetine eklemiştir.1622 tarihinde yine Anadolu da yer  yer ayaklanmalar baş göstermesi üzerine Seyit Ali Paşa Abaza Mehmet Paşaya iltihak etmesi üzerine Çerkez Murtaza Paşa on bin kişilik bir kuvvetle Şebinkarahisar’a gönderilerek Seyit Ali Paşadan Kaleyi almayı başarmış ise de bir müddet sonra Abaza Mehmet Paşa Seyit Ali Paşanın öcünü almak üzere Şebinkarahisar’a gelmiş uzun süren bir muhasara netice vermeyince çekilip gitmek zorunda kalmıştır. Abaza Mehmet Paşaya karşı Şebinkarahisar’ın korunmasında gösterdikleri başarıdan dolayı Baki Bey Şebinkarahisar sancak beyliğine Osman Bey mirlivalığına, Taban Ahmette mirlivalıkla sipahi kethüdalığına tayin edilmişlerdir.

1634 (1044) yılında Amasya Mevlevi hanesinde şeyhlik yapmakta olan Ahmet Dede adlı bir zat Amasya'dan Şebinkarahisar’a gelerek Kavaklar mahallesinde bir Mevlevihane açmış ve bir zaman faaliyette bulunduktan sonra burada ölmüştür. Kavaklar mahallesindeki kabri halkça ziyaret edilmektedir. Kabir kitabesi yoktur.

1638 yılında Saray Bosna Valisi Salih Paşa Şebinkarahisar sancak beyliğine gönderilmiş geldikten birkaç gün sonra ölmüştür.1647 senesinde Ahıska beylerbeyi Koca Sefer Paşaya arpalık olarak verilip tarafından Kethüdası Sarı derviş Ağa mütesellim olarak buraya gönderilmiştir.1648 Yılında Amasya’nın eski mutasarrıflarından Aliç Beyoğlu Hüseyin Paşa Şebinkarahisar sancağı beyliğine getirilmiştir. Amasya sancağı da görevine ilave edilmiştir.

1648 yılı sonlarına doğru Sivas beylerbeyi topal Mehmet Paşa Şebinkarahisar mutasarrıflığına getirilmiştir.1652 yılına kadar burada kalan Topal Mehmet Paşa Taş mahallesindeki Kurşunlu Allah Kulu Bey camisinin yanına bir hamam (kurşunlu)birde aynı adla bir çeşme yaptırmıştır.

1663 senesinin sonuna doğru Dergahı Ali kapıcıbaşılarından Emir adında ünlü Hacı Kasım oğullarından Mustafa oğlu Seyyit Mehmet Ağa mirimiranlıkla Şebinkarahisar sancağı mutasarrıflığına tayin edilmiştir.1670 yılında Tokat Voyvodası Kara Mehmet oğlu Sancarlı Ömer Ağa Paşalıkla taltif edilerek Şebinkarahisar Beylerbeyiliğine getirildi.1686 ise Kara İbrahim Paşanın oğlu Ahmet mirimiranlık rütbesi ile Şebinkarahisar’a mutasarrıf olarak gönderildi.1687 yılında eski sadrazam Kara İbrahim Paşanın oğlu Ahmet mirimiranlıkla Şebinkarahisar mutasarrıflığına gönderildi.Ahmet Paşanın ölmesi üzerine 1689 senesinde Yiğen Hasan Ağa mirimiranlıkla buraya mutasarrıf olarak gönderildi.1691 de buradan ayrılan Hasan Paşanın yerine Faizli Seyit Şaban Ağa mirimiranlıkla Şebinkarahisar mutasarrıflığına gönderilmiştir.1695 yılında ise buradan ayrılan Şaban Paşanın yerine Amasya mutasarrıfı Rahtıvan Mehmet Paşa Şebinkarahisar’a gönderilmiştir.1701 yılında Köprülü Ali Paşa Şebinkarahisar mutasarrıflığına getirilmiştir.1709 senesinde Boz Recep Paşa  Beylerbeyilik rütbesiyle Şebinkarahisar Valiliğine gönderilmiştir.1713 tarihinde buradan ayrılan Recep Paşanın yerine aynı tarihte hindici Ahmet Ağa tayin edilmiş ancak çok ihtiyar olduğundan ve Mora harbinde yararlık gösteremediğinden tekaüt (emekli)edilerek yerine Mirza Ali Paşa tayin edilmiştir.1226 yılı sonlarında Merzifonlu Hacı Hüseyin Paşa Amasya sancağı uhdesinde bulunmak şartı ile Şebinkarahisar mutasarrıflığına gönderilmiştir.1740 yılında Çorum dolaylarında eşkıyayı yok etmekte gösterdiği başarıdan dolayı Hasan Ağa mirimiranlıkla Şebinkarahisar mutasarrıflığına gönderilmiştir.1771 yılında ise Canikli Hacı Ali Bey Şebinkarahisar mütesellimi olarak atanmıştır.1786 yılında Canikli hayrettin Paşa Şebinkarahisar Mutasarrıflığına getirilmiştir.Hayrettin Paşanın buradan ayrılmasından sonra Delibaşzade Şebinkarahisar mütesellimi olarak gelmiştir.1800 yılında Tayyar Paşadan alınarak,Çerkez Hüsrev Paşa’ya verilmiştir. Hüsrev Paşa bir yıla yakın bir zaman burada kalmış ve adını taşıyan bir cami yaptırmıştır.

1805 yılında Şebinkarahisar sancağı Erzurum dan alınarak bağlanmış ve Giresun, (Bucak), Ordu, Hapsamana (Gölköy) Şebinkarahisar sancağına bağlanmıştır.1827 yılında Moralı Derviş Mehmet Paşa mirimiranlıkla Şebinkarahisar mutasarrıflığına getirildi.1845 yılında Şebinkarahisar sancağı Canikli Osman Paşaya verilmiştir.1865 yılında ise bir vilayet yapılanmasında Şebinkarahisar sancağı Trabzon dan alınarak Amasya ve Tokatla birlikte Sivas’a bağlandı.1878 yılının Şubat ayında meydana gelen bir yangın Şebinkarahisar çarşısının dörtte üçünün yanmasına ve şehrin kül haline gelmesine sebep oldu.1879 da Ziya Paşa buradan ayrılarak 1880 yılında Mutasarrıflığa getirilmiş anacak bir yıl sonra yerine mirimirandan Reşit Paşa tayin edilmiştir.Bu tarihlerde gerek Reşit Paşanın gerekse Sivas valisi Halil Rıfat Paşanın gayret ve çalışmaları ile Şebinkarahisar Sivas Şebinkarahisar Erzincan,Tokat,Ordu,Giresun yollarının yapılmasına başlanmış ve bir yıl içinde bitirilmiştir.1884 yılında Reşit Paşa’nın buradan ayrılması üzerine yerine Nazım Paşa mutasarrıflığa getirilmiştir.1886 da ise Yusuf Tali Paşa tayin edilmiştir.Yusuf tali Paşa zamanında bir yangın çıkmış büyük zararlara yol açmış bu arada Fatih camii ile yanındaki medreseler dahi yanmıştır.1887 tarihinde Mehmet Nuri Paşa gelmiş ve altı ay sonra yerine Rasih Paşa tayin edilmiştir.Yanan Fatih Camii bunun zamanında yeniden yaptırılmıştır(1888). Daha sonra Enis efendi adında bir zat mutasarrıf olmuştur.1893 tarihinde Enis Efendinin yerine Mustafa Paşa Mutasarrıf olmuştur.1895 YILI BAŞLARINDA Ermeni ayaklanmalarını bastırmakta büyük yararlılık gösteren Deli Mustafa Paşanın yerine Hacı Hakkı Paşa mutasarrıflığa getirilmiştir.mutasarrıf geleli üç ay olmadan Şebinkarahisar Ermenileri umumi ayaklanma belirtileri göstermeğe başlamışlardır.1896 yılında Hakkı Paşanın yerine Şamlı Ali Raif Bey mutasarrıflığa getirilmiştir.1898 tarihinde Şükrü Paşa Mutasarrıf olarak tayin edilmiş zamanı idarelerinde Şebinkarahisar’a bir çok eserler bırakmıştır.Bunları sıralayacak olursak şöyledir.Şebinkarahisar Alucra yolunun yaptırılması, Muhtelif yerlere yaptırılan Yangın havuzları,en önemlisi de Belediye binasının yaptırılması,çarşının kaldırımla döşenmesini söylenebilir.1900 yılında Şükrü Paşanın yerine Arnavut Ziya bey yedi ay çalışmış yerine Mahmut Nadim Bey Şebinkarahisar mutasarrıfı olmuştur.Mahmut Nedim Bey zamanı idarelerinde Fatih Camisinin tezyinatı,Tamzara Camii,İnkilâp İlk mektebi ile kışla binaları yaptırılmıştır.1905 yılında İstanbullu Selahattin bey Dört ay sonra mutasarrıflığa getirilmiş 1906 yılında ayrılmış.Onun yerine Ahmet Cavit Paşa tayin olmuştur.1909 yılında Arnavut Vassaf Bey mutasarrıflığa getirilmiş ancak dokuz ay sonra ayrılmıştır.Yerine mirliva Mehmet Paşa vekaleten tayin olmuştur.dört ay sonra Tatar Hüseyin Zeki Bey Şebinkarahisar Mutasarrıflığına getirilmiştir.Bunun zamanında da çarşı içinde büyük bir yangın çıkmış ve mevcut dükkanların yarıdan fazlası yanmıştır.1911 yılında İstanbullu Cemal Bey,1912 yılında Ahmet Hasan Bey,sekiz ay sonra Asım Bey Şebinkarahisar mutasarrıflığına tayin edilmişlerdir.Kaza ,nahiye ve karakollar arasında İlk telefon tesisatı Asım Bey zamanında kurulmuştur.

1914 yılında İstanbullu Hüseyin Nazmi Bey,1915 yılında Hilmi Bey mutasarrıf olmuş ancak kısa bir süre sonra Suşehri Kaymakamı mutasarrıf vekaletine getirilmiştir.1915 yılı Haziran ayında Ermeni olayları çıkmış on gün kadar devam eden çarpışmalar sonunda Ermeniler Şehrin yanmasına sebep olmuşlardır.Ermeniler Kaleye çekilmiş ancak şehir bir kül yığını haline gelmiştir.Bunun üzerine kaleye karşı top kullanmak lüzumu hasıl olmuş isyanın on sekizinci günü Sivas tan getirilen toplar Bayramköy sırtlarına yerleştirilmiştir.Ertesi günü harekâttan sarfinaz edeceklerini bildiren Ermeniler nihayet hareketin yirminci günü gecesi bir yarma hareketi yapmak maksadıyla tam saat 24’te taarruza başlamışlardır.Atılan bombaların,tüfek ve makineli tüfeklerin tesiriyle Şebinkarahisar mahşer gününü andıran bir gece yaşamıştır.Şiddetli çarpışmalar ve savunma karşısında dayanamayan Ermeniler kaleye çıkmaya fırsat bulamayan Ermeniler Tamzara istikametine doğru kaçmaya başlamışlardır.Sağ kalanları kıllı baba ormanlarına sığınmış,bunlardan da ancak 50-60 kişi canlarını kurtarıp Rusya ya kaçabilmişlerdir.Ermenilerin bu haince hareketi 403 insanımızın ölümüne176 kişinin yaralanmasına şehrin bir kül olmasına sebep olmuşlardır.

1916 yılında Amasyalı müverrih İsmail Hakkı Bey Şebinkarahisar mutasarrıflığına getirilmiştir. Şimdiki Hükümet Konağının temelleri bu zatın gayretleri ile atılmıştır.19117 yılında ise Mehmet Asaf Bey Mutasarrıflığa getirilmiştir.1918 yılında görülen bilgede önemli nüfus kaybına sebep olkuştur.1919 yılında İstanbullu Vahap Bey mutasarrıflığa getirilerek dokuz çalıştıktan sonra Koyulhisar Kaymakamı Vonalı Rıfat Bey mutasarrıflık vekaletine tayin edilmiştir. Bu senenin içinde üçüncü ordu müfettişi Mustafa Kemal Paşa Suşehri’nden geçerek Erzurum’a gitmiş ve Erzurum Kongresini müteakiben askerlikten ayrılarak Eylül ayı içinde Müdafaa-i Hukuk Heyeti temsiliye azası sıfatı ile Susehri yolu ile Sivas’a dönmüştür.Bu yılın başında Şebinkarahisar'da da İlk Müdafaai Hukuk Cemiyeti Kurulmuştur.Şebinkarahisar Müdafaai Hukuk Cemiyetini kuranlar.Reis Selim Zade Hacı Şerif Efendi. Müdafaai Hukuk Gurubunun azaları ise Şunlardır.Piyaz Zade Hüsnü Efendi Belediye Başkanı1912-1917. Menzilci Zade Asım Efendi buda belediye başkanı olmuştur.1927-1929.Sabuncu Zade Mustafa Efendi.Hace Zade Ahmet Efendi. Küçük Zade Tevfik Efendi. Küçük Zade Ethem Efendi Belediye Başkanı 1918-1921.Şişman Zade Mustafa Efendi. Yakup Zade Hafız Rasim Efendi Belediye Başkanı 1917-1918.

1920 yılının başkalarında İstanbullu Rıfat Bey Şebinkarahisar mutasarrıflığına getirilmiş, Rıfat Bey geldikten sonra yabancı güçlerin parmağı ile İştirakiyun adlı bir örgütü tespit ederek bastırılmasında başarı elde etmiştir. Bu tarihlerde Kazıklı Vasıl adında birinin kumandasında 250 kişilik bir çete türemiş ve Kara bayır sırtlarında Köse dağının Tüylü dere mevkiinde Giresun Şebinkarahisar yolu üzerindeki simli kurşun madeni binalarının arkasındaki derede yüzlerce vatandaşımızı öldürmüşlerdir. Bunlar Pontus krallığını ihya etmek hülyası ile uğraşan çetelerdir.

1921 de Zara’nın Koçkiri nahiyesinde bir isyan çıkmış bu isyan Şebinkarahisar Livası asayiş bölükleri ile Giresunda Topal Osman Ağanın kumandasında meydana gelen kuvvetlerle bastırılmıştır. Diğer taraftan Osman Ağa Giresundaki Pontus teşkilatını ortadan kaldırarak burada dirlikve düzeni sağlamıştır.1922 yılında Ordu vilayetinde türeyen Soytarıoğlu çetesinin takibi sırasında Rıfat bey ve maiyeti  bu çetenin tuzağına düşerek esir olmuşdaha sonra bırakılmıştır.Bu olay üzerine işten el çektirilen Rıfat Beyin yerine Kırklareli li Abdurrahman Bey Şebinkarahisar mutasarrıflığına tayin edilmiştir.1922 yılı yazında kazanılan İstiklal Savaşı sonunda yapılan Lozan muahedesi ahkamında Tevfikan Yunanistan’daki Türklerle memleketimizdeki Rumların mubadelesi kararı alınmıştır.

1923 yılında yapılan bir kanunu mahsusla bütün müstakil livaların vilayet haline sokulduğundan Şebinkarahisar livasıda aynı kanunla vilayet olmuştur. Aynı kanunla ilk valimizde Abdurrahman Beydir.1924 yılında memleketimizdeki Rumlarla Yunanistan’daki Türklermübadele edilmiş ve vilayetimize gönderilen Türkler Rumlardan kalan köylere yerleştirilmiştir. Bu yılın Ekim ayının 11 inci günü Erzurum Vilayetinden dönen Mustafa Kemal Paşa Milletvekili Ali Sururi Beyin daveti üzerine Bir cumartesi günü şebinkarahisar’a gelerek burada bir gece kalmış ertesi günü halkın dertlerini dinlemiş şehir içinde bir gezinti yaparak buradan ayrılmıştır.

1933 yılına kadar vilayet olarak idare edilen Şebinkarahisar geliri giderinden az bahanesi ile 20.05.1933 tarih ve 2197 sayılı kanunla vilayet teşkilatı lağvedilerek kazalığa indirilmiştir. Depremler yangınlarla adeta boğuşan bir şehri kalkındırmak yerine mutsuzluk ve yokluklarlarla baş başa bırakılan bir düşüncenin kurbanı olmuştur.

1939 yılı Aralık ayının Çarşamba günü gecesi saat 130 daAmasyadan Erzincan’a Karadeniz kıyılarından Kayseriye  ve hatta daha geniş bir sahayı kaplayan bir depremle sarsılmış 1451 vatandaşımız ve binlerce hayvan telef olmuştur. Binaların %de doksanı yıkılmış halk çaresizliklerle baş başa kalmıştır.

Bu tariten sonra Şebinkarahisar halkı yıkılan özel ve resmi binaları okulları kendi gücü oranında yeniden yapma gayreti için elinden gelenleri yapmaya çalışmıştır. Bu günkü Hükûmet Konağı, Devlet hastanesi Ortaokul ve İlkokullar, Lise ve daha birçok devlet teşkilatı halkın özverisi ile yapılmıştır.