Okuyucu Mektubu


ANILARDA  KALAN YILLAR

AV. ZİHNİ ASLAN * ANKARA


AV ZİHNİ ASLAN / ANKARA

ABD'nin Marshall planlarının uygulama yıllarında 1957  yılında ABD ile oldukça geniş bir anlaşma imzalayarak 1839 dan beri devam eden  AMERİKAN EPERYALİZMİ ülkemize öyle bir kök saldı ki devrin CUMHURBAŞKANI CELAL BAYAR "ARTIK KÜÇÜK AMERİKA OLACAĞIZ" dediğinden bu güne biz İTHALATTA BÜYÜDÜK onlar ise bize İHRACATTA BÜYÜDÜLER biz onlarsız edemez hale geldik.

Çıkarları bozulmaya yüz tutunca da sayamadığımız bir sürü darbeleri de OUR BOYS (BİZİM ÇOCUKLAR) vasıtası ile kökleştirdiler.

Bazen "SOL GÖRÜNÜMLÜ" Bazen SAĞ GÖRÜNÜMLÜ, KOMİNİZME karşı MİLLİYETÇİ düşüncelere SAHİP KİŞİLERE yönetme, sahiplenme yön verme  gibi toplumun dimağını bozmaya başladıkları günlerde işe ilk olarak KÖYLERDE TOHUMLUK ARPA BUĞDAYLARI böcekten temizlemek için ilaçlanmaya başladıkları günler de..

KINIK KÖYÜ İLK OKULUNA başladığımda 1960 İHTİLALİ SONRASI İDİ. SINIFLARA GİRERKEN koridorda FOTOĞRAFLARI asılı Milli Birlik Komitesi üyelerinin BAŞTA CEMAL GÜRSEL OLMAK ÜZERE ÜNİFORMALI RESİMLERİ VARDI. SELAMLAYIP  SINIFA GİRERDİK, (sahi bunu kim bize yaptırıyordu?)

Ogünlerden MEHMET ALİ TEKASLAN öğretmenimle ABC’yi öğrenmiş olacağız ki ZEKİYE SELİMOĞLU öğretmenim kara tahtada yazdığı her şeyi topluca okuturdu "ALİ GEL - TOPU TUT" gibi TÜMDEN GELİM   metodu ile mi öğreniyorduk. O sevimli yüzüyle belleğimde tazeliğini koruyan öğretmenime selam olsun.

Mehmet Seven üçüncü sınıfta okuttu lakabı deli öğretmendi. Okuma yarışması yapardı. İLKOKULDAN KALMA TEK FOTOĞRAFIMIZI, KARLI BİR KIŞ GÜNÜ ÇEKMİŞTİ halen arşivimde bulunmaktadır.

Sınıfımızda Kara tahtanın iki metre üzerinde asılı siyah beyaz bir ATATÜRK RESMİ VARDI sanki çakır gözlerle bizi süzüyordu. Arada öğretmenimiz ona baktırır "Bakın çocuklar ATATÜRK BİZİ GÖZETLİYOR, İYİ OKUMAZSANIZ ÜZÜLÜR" derdi. İşte o günlerden KİTABIMIZDAKİ resim şiiri vardı HASAN ALİ YÜCEL'İN  OLSA GEREK  

  ‘’Enginlerden engin / Yücelerden  yüce

Bir duygu sarar bizi / Bu sınıfa girince."

onun gözlerine bakar bizleri izlediğini düşünürdük 4-ve 5 SINIFLARDA OKUTAN benim için bir ışık, unutulmaz bir öğretmen köyümüzden biri  SAİT KURT ÖĞRETMENİM. 1960 ihtilalinde Çakır köyünde ÖĞRETMEN MUHTARDI. geçici dönemde köy öğretmenleri muhtarlıkta yapmışlardı.

İlkokuldan kalan  özellikle dört –beş  sınıflarda okutan SAİT ÖĞRETMENİMİZ SONRADAN ANLIYORDUKKİ   iyi bir İSMET İNÖNÜ  HAYRANIYDI..

27 MAYIS İHTİLALİNDEN ÇOK SÖZ EDER ,DEMOKRASİ   ÖZGÜRLÜK  FİLAN GİBİ  ANLAMADIĞIMIZ  ŞEYLER  SÖYLER  : “B……LU B….KLAR OKUYUN ADAM OLUN, OKUMAZSANIZ AĞALARA ÇOBAN HİZMETKAR OLURSUNUZ” DİYE AZARLARDI.

O yıllarda TÜRKİYE'YE Amerikan YARDIMI ÇERÇEVESİNDE az çok sağacak ineği olan köy okullarına AMERİKAN SÜT TOZU geliyordu.  Sonraki yıllarda BUNUN AMERİKAN PROPAGANDASI OLDUĞUNU  öğrendikte o yılları çok çabuk unuttuk.

  Torbaların üstünde  gün gibi  anımsıyorum  tokalaşan iki el   bileklerinde  biri Ay yıldız yani bizim bayrağımız biri ABD bayrağı  işlenmiş, teslimiyet, sempati kazandırma yı  böylece   1960 lı yıllardan sonra   etkin olarak  çalışmalarını yürütmüş , gerçi   Amerikalılar  1950 den beri içimizde  siyaseten yandaşları   bulmakta güçlük çekmemiş

 Pratik olarak bizlere çok şey öğretti. Mesela okulla ilgili badana boya tamir işlerin beraber yapardık. Din dersine de o gelirdi. İYİ AHLAK SAHİBİ OLMANIN, KİMSENİN HAKKINI YEMEMENİN önemini  anlatırdı.

Din dersi de vardı. Anlatır dururdu

   Bir keresinde "Eşşoğlu eşekler şeytan azdırır" sizi yakında, abdest almayı bilmiyorsunuz öğreteyim ‘ demişti. Öğretmişti de  göstererek ANLATARAK. Gusül abdestini, duayı  ilk defa o öğretmişti. Hatırımda kalan "pislik aşşa ben yukarı” bölümü idi. Türkçe bir dua  idi. ’Çimerken  okursunuz’ derdi

Bazen şiirler okur, bize okuturdu.

Okulumuzun  etrafını taş duvar la çevirdik.  Çünkü okul hemen mezarlığın  bitişiği idi. Levyeyi eline alır yerdeki taşları sökerdi. Bizden ileri sınıftaki ağabeylerimiz  birliktetaşı tutar duvara koyarlardı..

           Ağaç diktik. Bir sürü söğüt, kavak dikmiştik... Hala o taş duvar hem duvarın kalıntısı hem de  diktiğimiz söğütler kocadı nerdeyse.

           Her köye gittiğimde  o günler  gözümün önüne gelir  bir tatlı  heyecan huzur duyarım  . Öğretmenlerimi şükran ,rahmet minnetle  anıyorum  .  Okulun yanında mezarlığa  uğramadan da geçemiyor insan  .Yatanlaraşöyle bir bakar ‘’  kimler geldi geçti  ‘’içimden ürperir   , FATİHA OKUR  Allah   günahlarını  affetsin derdim...    

            Bir  günşehirden Belediye Otobüsü ile   İstiklal ilkokulu öğrencileri geldi .Sait  öğretmenimiz   getirtmişti.   hiç unutmam   gün gibi.   Sonradan  orta okuldan müzik öğretmenim olan  NAMIK TEKİN  HOCAMIZ KÖY OKULLARIN  ZİYARET ÇERÇEVESİNDE   GETİRMİŞTİ ONLARI.

---

TÜRKÜLER şarklar SÖYLEDİLER  BİZ DİNLEDİK. O ZAMAN KADAR TÜRKÜ LERİ DOĞRU DÜRÜST MAKAMINDA OKUMAYI BİLMEZDİK. Unutmamıştım  ‘kanaryam güzel kuşum – ben san vurulmuşum ‘’SONRADAN  Ortaokulda sınıf arkadaşım  da olan SUPHİ  Peker  okumuştu.

Bizim  köyde

MEHMET ALİ , mezesi iyi olunca da  eli kulağa atarmış . Mezesi    de  PEZÜK TURŞUSU – yoğurt .İyi koşumlu   bir atı vardı , iyi rakı içerdi .

 Mehmet Alinin  “ a gülüm seni  cemakenda görmüşler “ türküsünü  bizzat  dinlemiştim  kulağımı   pencereye  dayayarak.   Rahmetli  babamın sesi de  çok güzeldi ‘Ela gözlüm  ben bu elden gidersem    ‘’ türküsünü çok iyi söylerdi

Şehirli çocuklar son derece iyi giyimli, bakımlı  idiler. Onlara  bakamıyorduk bile  üstümdeki   yakası  içe dönmüş  boz bir  ceketim vardı ...

           Sait Hocam  benim okumamı istiyordu  babalarımıza  da söylemişti

           Okul bitti bir sınava  gitmemizi   istedi . Devlet Parasız Yatılı  sınavı. Eskilerin tabiri ile LEYL-İ MECCANE okuyacaktık herhalde.   Giresun’a gitmek için  paramız yoktu babam köyde  duvar filan yapar  , tırpan biçmeye giderdi.

      KAYIT OLMAYA GİTTİĞİM DE   MÜDÜR YARDIMCISI   rahmetli Ali Civil idi.  Bana "Velin kim o gelsin." dedi .  Veli ne  demek  bilmiyordum.’’Baban  nerede dedi?’ Bende ,’’babam gelemez kamyona taş  yüklüyor’’ dedim. Tam   o sırada   lokantacı  Nuri  AYDIN  amca sonradan  sınıf arkadaşım olacak  kızı  Gülten’i kaydettiriyordu...  Kör Hasan’dan çektirdiğim  pekte net olmayan  fotoğraflar   diplomam elimde idi .  Ali Civil NURİ  amcaya ‘’ BU ÇOCUĞA VELİ OL DEDİ . O DA HEMEN KABUL EETİ  BÖYLECE  KAYDOLDUM .

İşte böyle başladı   okul hayatımız

        Öküz güderken  birden okullu olduk..

Babam  bir elbise aldı  birde şapka 

Şapkamız   havalı  idi..

         Ne muhteşem şeylerdi   köye  gidip gelirken bize hava  verirdi sanki

         Kışları iki üç ay ev tutardık. 

İlk sene    okumamı sağlayan Hüsnü Eniştenin  bir odasında kalıyorduk  Nenem ile , Eşi Sevim  ablamın da   nenesi  ,annesinin annesi  idi ..

Okul,

Fransızca ile  başladık İngilizceye geçtik  yabancı dilde..

İngilizce  öğretmenimiz   RAMAZAN  VELİECEĞOLU  Türkçe  öğretmenimiz  ALİCİVİL  , TARİH  ÖĞRETMENİMİZ         ABDİ AYDINLI  Matematik   öğretmenimiz  KRAL FARUK,   MÜZİK  ÖĞRETMENİMİZ   NAMIK BEY  İDİ.  Coğrafya  VURAL  BEY , resim iş  ÖĞRETMENİMİZ     SELAHATTİN AYTEKİN .

               Bizim memlekette  hemen  hemen  herkesin  bir  lakabı  vardır. Kel olmasa da kel  sağır olmasa da sağır gibi sözcükler   ismin başına getirilirdi. Sanırım bazı derslerimize de  ilk okuldan gelirlerdi . Çil  lakaplı  HASAN  BEY- ADNAN BEY- CELALETTİN MENTEŞ- MEHMET KALKANCI – DİN DERSİNE GELEN HAKKI  BEY  gibi  iz bırakanlardı   öğretmenlerimden.

HAKKI  BEY Din dersi sınavında KABENİN ENİNİ BOYUNU  sormuştu. Bizim köyün imamına sormuştum  bilemedi.

Ortaokul  biri   ne demekse bütünleme ile geçmiştim. Ah matematik  çok çektim .Kral  Faruk’tan  not  almak ne mümkündü..

             O sıralar okulun takımı vardı  futbol takımı  forması  siyah beyazdı yani Beşiktaş.

Sanırım   İstanbul Beşiktaş ‘ta  çok sayıda Şebinkarahisarlı  oturuyordu formaları onlar göndermişti. .Beşiktaş lafları duyardım  Altay’ı yenmiş KUZMAN, Küçük AHMET , DEYİP DURUYORLARDI .  O GÜNDEN BUGÜNE BEŞİKTAŞ SEVDAM SÜRMEKTEDİR.

          Sıra  arkadaşım Ali Yolcubal Fenerli idi  onunla kahvede  maç dinlerdik..

          Bizim memlekette  garip şeyler oluyordu. Özellikle  okulumuzda nedenini bilmediğimiz  bir şeyler  oluyordu.

           Bir  gün  kahveye  kaçak yollardan  girip  bir iki sınıf arkadaşımla  otururken lise  son  sınıftan   birileri  bizi alıp Köroğlu  Gözesine  doğru götürdü. En  çok  konuşan  İzzet Alkan , Ezbiderliydi. Diğerlerinin kim olduğunu  anımsamıyorum.

Köroğlu   Gözesine  doğru  giderken  MİLLİYETÇİ OLUN gibi  daha önce duymadığımız  şeyleri  söylüyorlar. Turancı olun diyorlardı. TURANCILIĞIN  BÜTÜN TÜRKLERİN  BİR ARAYA  GELİP  DEVLET KURMASI  anlamında belirtiyorlardı.

MİLLİYETÇİLİĞİNDE    TÜRK MİLLETİNİ ÇOK  SEVMEK demek olduğunu  söylüyorlardı.  Hatta bir örnekleme yapıyorlardı.  ‘’ Afrika’da vahşi ormanda  bir aslan tarafından  saldırıya uğrayanlar arasında  birde  Türk  varsa  önce kimi kurtaralım? diye  soru cevap  yöntemi ile  bizim tepkimizi ölçüyorlardı.

          Tabi ki ‘Türkü kurtarırım’ demekle  aidiyetimize  düşkünlüğümüzü  test  edip    bilinçli olduğumuzu  öğrenmenin   memnuniyeti ile sırtımızı sıvazlıyorlardı.  Ders kitaplarında  şiirleri olan  Ziya Gökalp, MEHMET    Emin  Yurdakul’dan bahsettiklerini,  ilk kez  de  NİHAL   ATSIZ   adını  duyuyordum.. Atatürk’ün   büyük bir  Türk Milliyetçisi   olduğunu da   özellikle belirtiyorlardı..  En büyük düşman   Moskof’tu .   Öyle diyorlardı. Hiç  Amerika’dan bahsetmiyorlardı.

      --

 O dönemlerde   Amerika  özgürlükçülüğün(!),  Sovyetler   zulmün (!)temsilcileri idi. O seneler  Ruslar Çekoslovakya’yı  işgal etmişti . Dünya demir perde olan olmayan  diye iki kutuplu idi.

Ortaokul  ikinci sınıftaydık  sanrım ders  Tarih idi. Mehmet Avcı  adlı bir öğretmen yeni gelmişti  arada boş derslere giriyordu  dersin birinde Orhun yazıtlarından SÖZ EDEREK köklerimizin tee Orta Asya'ya dayandığını beş bin yıllık tarihimiz olduğunu  coşku ile  anlatarak Bilge Kağan-Kültigin-Tonyukuk anıtlarından bahsederek elinde  siyah beyaz  resimler  BALBAL adı verilen  Eski Türk mezerlarına dikilen taşları gösterirken ANA YURTLARDAN söz ederdi. Birden kıvrak biçimde dönerek  "Yazınız" dedi:  "ÜSTTE MAVİ GÖK YIKILMADIKÇA –ALTTA YAĞIZ YER YARILMADIKÇA, İLİNİ, TÖRENİ KİM BOZABİLİR" BU SÖZÜ ATAMIZ BİLGE AĞAN söylemiştir" dedi. Coşku ile ders anlatırken birden 'ÇIRPINIRDIN KARADENİZ' şarkısını söyletmeye başladı. İlk kez duymuştum. Birden  bire  türkü söylerken müdür yardımcılarından biri sınıfa  girmişti. Sanırım o sıralar müdür yardımcısı olan HASAN Kaptı idi.

‘Hocam dersiniz müzik miydi? DİYE SORUNCA öğretmenimiz "HAYIR MÜDÜR BEY, BEN KONU  ile ALAKALI BİRŞEYLER ANLATIYORUM. BU ARADA DİKKATİ DAĞILAN SINIFI UYANDIRIYORUM" DEDİ.

Bu öğretmenimiz İngilizce öğretmeni RAMAZAN ile çekiştiğini duymuştuk.

Başka bir öğretmenimiz de "Tarih sınıflar savaşı ile dolu" dedi.

Anlayamazdık her zamanki gibi VELİ YILMAZ arkadaşımız en çalışkan her şeyi bilendi. Belli ki bizden çok çok ilerde bir şeyler biliyordu. Çok kitap okuduğunu biliyorum.

Böyle bir ortamda Köroğlu  gezileri böyle başladı. Büyük ağabeyler  bizi alıp o tarafa doğru yürütüyordu. Arada ÇANKAYA YOLUNDAYIZ  marşını da öğretiyorlardı.

Zamanla  söylemler ilgim içekti. Verdikleri kitapları okumaya başladım. Zaten meraklı idim. Arada sırada sıra arkadaşım ZİBERİLİ  Hasan Tuncer bana Teksas-Tommiks  getirirdi . Nevada Rancerleri , Her  zaman  yenilmeye mahkum Kızıl Derililer, onları HEP yenen İngiliz askerleri . Çelik Bilek Rodi . O günlerden BELLEĞİMDE kalanlardı. Bu çizgi romanları yazanlar  hep  Amerika –İngiliz  sempatileri  yaratmak için yazılmışlardı belli ki.

'Kızılderililer bizden' dedi birisi. Onların Bering Boğazından Asya’dan Amerika Kıtasına geçtiklerini söylediler. Bu kez  onlara sempati duymaya başladım. Öyle ya oturan boğa- koca öküz gibi kavramlar vardı.

Türkiye'de yeni şeyler oluyordu.

Zaman geçiyor kutuplaşmalar oluyordu. İlçemizde bir de kendilerine gomonos(!)denilenler vardı.

Hadi  Milliyetçiliğin milletini sevmek olduğunu biliyorduk da komünistliğin ne olduğunu nasıl bir rejim olduğunu  bilmiyorduk.

Bazen komünist demek ağır düşerdi , SOLCU derlerdi . Solculuğun dini, imanı inkar etmek olduğunu vurguluyorlardı. Bunların ezanı susturacaklarını söylüyorlardı.

Aynı mahallenin çocukları BİRBİRLERİ İLE ya akrabalık ya  da arkadaşlık BAĞLARI  oldukları halde sağcı ve solcu oluyorlardı. Bu durum gider ayak öğretmenler ve öğrenciler arasında da taban buluyordu. Dernekler vardı Halkevi gibi gidilen yerler  vardı.

Bazen gelir giderken  şehirde çalışan köylülerimizle sohbet ederdik. Hiç unutmam ben milliyetçilik derken Nazif  amca  "Eşşoğlu eşekler, babanız  ırgatlık yapıyor. Toklunuz çökeliğiniz para ediyor  mu?  Baban sana harçlık veriyor mu? Tok aç olanın halından anlar mı?" gibi  şeyler söylese de aldırmıyorduk. Bize göre Nazif Amcada Solcu idi!

İlk defa bizim köylü emekçi , ekmeğini kazanmaktan başka bir şeyi olmayan kesim olduğumuzu sınıf dedikleri olayı belleğime yerleştiriyordum.

Oysa yöremizde yaşayanlarla kaderimiz ortak, yaşam biçimimiz aynı  idi.

Nasıl basiretlerimiz bağlanmış. Emperyalizmin oyunu olduğunu nasıl görmemişiz?

Biliyorum ki ;

ABDİ BEY titizdi. Yazılılarda tek tip çizgili kağıt ister. Kadeş Meydan muharebesin ballandıra ballandıra  anlatan VELİ YILMAZ'a  'AFERİN OTUR YERİNE' der. Timur’la Yıldırım Beyazıt arasındaki iki Türk devletinin birbirin kırdığı savaşa sebep olan YILDIRIMIN TİMUR'A YAZDIĞI mektubu  ballandırarak okurdu.

ALİ CİVİL’in cümlenin yapısın anlatırken ÖZNE- TÜMLEÇ- YÜKLEM defalarca anlatır, örnekler verir, kafamıza sokmaya çalışır, arada Ahmet Şaşmaz’ın kulağını çekerdi.

 KRAL FARUK, Ankara-İstanbul arasında aynı anda hızları farklı iki trenin nerede karşılaşacağını sorar sınıftaki sessizlik karşısında not defterin çıkararak SIFIRRR…  Sesi sınıfın duvarlarda buz tutardı adeta.

RAMAZAN  BEY  ‘Çalışın oğlum adam olun gelecek sizin’  derken gözde öğrencilerine dönerek "HOW  MANY Picture Are There" tekrarlardı.

MEHMET AVCI her şey Türk için Türk’e göre olmalı diyerek  ulus bilincine katkılarını, ruhlarımızı kabartan söylemleri  devam ederken  birden coşa gelip MARŞ SÖYLETMEYE özellikle 'Çırpınırdı Karadeniz'i söyletmeyi severdi.

SERPİL HANIM gayretle İngilizce öğreteceğim diyerek İNGİLİZCE YILBAŞI ŞARKISINI Cıngıl Bells Cıngıl Bells derken bir yandan da müdüre bakıp 'iyi söyletiyor muyum?' diye bakışını İngilizce öğretmek için kendini parçaladığını unutur muyuz?

ERSAN BEY, HÜRRİYET KASİDESİ OKURKEN O DAVUDİ SESİ İLE BÜTÜN SINIFI HÜKÜM ALTINA ALMAYA, Hürriyet kasidesini en güzel okuyandı. Coşkusu sınıftan taşardı.

SAİME  öğretmenimiz  Ziya Gökalp’i  anlatırken  gözlerinin uzaklara dalarak Turan hayali kurduğunu , mesela Gökalp’in Kızıl Elma şiirini okurken

"Çocuktum  ufacıktım /  Top  oynadım acıktım" dizeleri ile başlayan şiiri bizleri bayırlara sürüklerdi .

İsmail Şenyuva, kimya dersinde 'Portland Çimentosu' nasıl yapılır formülü üzerinde hala kafa yorarken  SOSYALİZMİN ALFABESİ’NDEN satırlar okumayı ihmal etmezdi.

Beden eğitimi öğretmenim ÇİL HASAN, TARIM ÖĞRETMENİM CELALETİN MENTEŞ, ADNAN BEY, Mehmet KALKANCI, ALİ KUĞU feyz aldığım can öğretmenlerimdi.

Mercimek  lakaplı  ŞAHİN  ÖZTÜRK  hala  Arşimed Prensibi ile Lavaziye Teorisini karıştırmamızı bir türlü engelleyemediğine yanıp, okul laboratuarında hala  H2O (haşikio) eldesi ile uğraştığını,

Coğrafya öğretmenimiz  VURAL  BEY, ege şivesi ile iklimleri anlatırken  meridyenleri parmağıyla göstermesine rağmen  yırtık  pırtık dünya haritasındaki karlı dağlara doğru uzanınca ‘çocuklar bir film geldi gidin izleyin İNLEYEN DAĞLAR filmine gitmemizi  salık verdiğini,

SEYFİ SEZER öğretmenimiz Trakyalı olduğundan r harfini kullanamadığından ondalık sayıları anlatırken  'böler' yerine 'böer' demeye devam ettiğini,

REMZİ ALTINORDU hocamız üstü başı  tebeşirli , kalın gözlüğü hep puslu olarak tahtaya yazdıklarını  okurken arada sırada ani dönüşlerle dikkatimizi çekmeye çalıştığını,

HABİP ÖZEN  öğretmenimiz “Osmanlı Feodal bir yapıya sahipti” SOSYALİZM EN İYİ REJİMDİR   söylemiyle muhafazakar  çevrelerin tepkisini topladığın farkında mıydı?

HASAN KAPTI   hocamız siyatiğine rağmen derslerini ayakta anlatarak fizik formüllerini, ışığın mercekler üzerindeki  yansımalarını  anlatmadaki ustalığını sürdürdüğü böylece, tam bir memleket sever olmayı hak ettiğini,

NAZIM BAYATA  hocamız GİDERAYAK ADLI   kitabını yazdığı   gibi  2010 yılından  kırk yıl  önce    geldiği  Şebinkarahisar’da   yazacakları    şeyleri  o günlerden  notlarına ilaveler yapıyorken   “FELSEFE BİLİMİN TEMELİDİR ,  Dini insanlar ortaya çıkardı”  demesinin ardından    konuşmalarının altı edebiyatta  öğrencilerince  aleyhine  kullanılmak üzere  notlar tutulduğundan haberi olmadığını, Tam Bağımsız  Türkiye   hayalinin gerçekleşeceği  günlerin özlemini hala duymaya  devam ettiğini,

ALİ BOSTAN hocamız  ufak tefek yapısı ile “neme lazım ben karışmayım dersimi anlatır çıkarım” demeye   devam ettiğini,

SELAHATTİN  SULHİ  hocamız kürsüye koyduğu bir vazoyu resim kartonuna çizmemizi isterken göz ucuyla elinde kalem arada sırada bir gözünü kapatıp bir yapılan resme birde vazoya orantılımı, ışık  nasıl yansımış diye baktığını,

Heredotlakablı  tarih öğretmenimiz ÜNAL BEY Karaysar’ın eniştesi olmanın YANINDA İZ BIRAKTIĞI TAVIRLARI  İLE “BEN ŞEBİNKARAYSAR'IN EN GÜZEL KIZI İLE EVLENDİM" derken ayrıcalığını öğünerek anlattığını,

Türkçe öğretmenimiz  SEVDA HANIM. Bir  çoklarının Ah! Sevda Öğretmen diye içini çektiği genç ve güzel  Türkçe öğretmenimiz..

TUĞRUL BEY, ÖMER ÇAYLAN bizlere bazen kızdığında 'İderifler' diye Doğu Karadeniz şivesi ile kızan, Trabzonlu LÜTFİ YILDIZ öğretmenimiz,  kendinden her zaman emin  MUHAMMET bey.

Hiç fark etmez hepsi birer deha idi  aydınlanmanın birer iyi bireyleri idi.

Bizlere  büyük emekler verdiler saygı sevgi ile yad ediyorum onları. 

Nasıl da değişmişiz?

Değişirken de ne kadar yozlaşmışız..

Bir yazarın dediği gibi  arada kalmışız. NİHANSIN DİDEDEN  DERKEN LOVE  STORY  DİLİMİZE DOLAŞMIŞ…

Sıkışmışız, siyah beyazlardan renkli resimlere geçmişiz, yollar çamurlu dikenli iken önce stabilize sonra asfaltla tanışmışız. Bilim ve teknoloji ile tanışırken hayatımızın bir parçası olurken benliğimiz ide yitirmeye başlamışız.

Ülkemizi sevmek yerine  başkaların sevmişiz.

Kurtuluş dışarıda diyenleri  alkışlamışız.

Ticari  yaşamı  çalıştırmak yerine    benliği  yok oluşumuzu   pazarlamışız

Hepimiz kardeşiz dedikçe   bazıları hayır  kardeş değiliz, dayatamazsınız demeye başlamışlar. Onlar     bırakın bizi  kendimiz idare ederiz   denilmesini bile hoşgörü ile karşılamaya devam demişiz.

Hurafeciler  din tüccarları  yine  ortalığı çıkıp üfürmeye başlamışlar . Sesimiz çıkmaz olmuş.

Fazilet- dürüstlük- temizlik  onur kalmamış .

Sevgi ve saygıyla bir kez daha anıyorum öğretmenlerimi

YAR  DİYAR ŞEBİNKARAHİSAR KİTABIMDAN