Av. Polat SABUNCU


CAN YÜCEL´İN MERYEM ANA SAVUNMASI


İSTANBUL MEKTUBU

              Geçtiğimiz günlerde ölümünün 20. yıldönümünde Can Yücel yine gündemdeydi.  Can Yücel´e toplumumuzda her geçen yıl yoğunlaşan ilgi, basınımızda da gözlemlenir oldu. İnternet ortamında da Can Yücel adına onun yazmadığı metinlerin yoğun biçimde paylaşıldığı biliniyor. Şairin dünya görüşü ve biçemi ile hiçbir ilgisi bulunmayan sayısız şiir ya da metin Can Yücel adıyla internette dolaştırılmaktadır.

              Yaşamı boyunca daima dik duran, iletisini dobra dobra söyleyen, sade yaşam biçimiyle, özgün diliyle ve muhalif bir şair kimliğiyle sanat dünyamızda ölümsüzlüğe erişen Can Yücel ile ilgili bir internet paylaşımı geçtiğimiz günlerde internette dolaşıma sürüldü. Bu paylaşımda, Can Yücel´e, 1996 yılında ünlü Leman Dergisi´nde yayınlanan bir şiiri nedeniyle Meryem Ana ve İsa Peygamber´e hakaret içerdiği iddia edilen  dizeleri yüzünden ?basın yoluyla kutsal değerlere hakaret? suçundan açılan ceza davasında, savunma yapmadığı, mahkemeye bir fıkra anlatarak hakimden hemen beraat kararı aldığı dile getirilmektedir. İnternette yaygın biçimde yer alan ?çakma? metinler içinde bu paylaşım, ayrıntıdaki bazı yanlışları dışında gerçeği, ilginç bir olayı yansıtmaktadır: Bu davada Can Yücel´in avukatlığını üstlendiğim için arşivimdeki dava dosyasından değerli şairimizin imzası ile mahkemeye sorgusu sırasında sunduğu iki sayfalık savunmasının tam metnini kamuoyuna sunarak tarihe bir not düşmek istiyorum.

              Can Yücel´in aşağıda savunma metninde okuyacağınız dava konusu şiiri, ünlü gülmece dergisi LEMAN´ın 22 Eylül 1996 günlü 254. Sayısında yayınlanmıştı. O yıllarda Leman dergisinin avukatlığını yapıyordum. Bu şiiri dergide okuyan Mehmet Varol adlı bir Hıristiyan vatandaşın üç sayfalık ihbar mektubu üzerine Beyoğlu C. Başsavcılığı 26.11.1996 günlü iddianamesi ile Can Yücel ve derginin sorumlu müdürü hakkında ?basın yoluyla kutsal değerlere hakaret? suçundan iki yıla kadar hapis cezası istemiyle kamu davası açmıştı. Dava basın davalarına bakan Beyoğlu 2. Asliye Ceza Mahkemesi´nde görülecekti. Leman Dergisi´nin önerisiyle yazarın vekaletini alıp savunmasını üstlenmiştim. Bir cumartesi günü üstadın Kuzguncuk´taki konutunda buluştuk; duruşmada ifadesini yazılı olarak sunmak istiyordu. Birlikte savunma metnini hazırladık; Can babanın isteğiyle onun söylediklerini ben yazıya dökmüştüm. Metni daktiloya geçirip kendi imzası ile mahkemeye sunmasını kararlaştırdık; duruşmada sanık olarak sorgusu yapılan müvekkilim suçlamayı reddederek, iki daktilo sayfalık kendi imzasını taşıyan dilekçeyi mahkemeye sundu; dilekçedeki savunmasının  sonuna, benim bilgim dışında konuyla ilgili  bir fıkra eklediğini duruşmadan sonra öğrenmiş oldum. Mahkeme, hukuk bilgisi ile kolaylıkla beraat kararı verilebilecek bu davada hukuk, ilahiyat ve edebiyat fakülteleri öğretim üyelerinden oluşan üç kişilik bir bilirkişi kurulundan rapor alınmasına(!) karar verdi. Dava devam ederken, bilirkişi kurulu raporunu henüz dosyaya sunmadan, sanık Can Yücel´in 12 Ağustos 1999 tarihinde ölümü nedeniyle kamu davasının düşürülmesine 8 Kasım 1999 tarihinde karar verildi. Yani Can Yücel yönünden dava ?beraat? ile değil ?düşme? ile sonuçlandı. Günümüzde tartışma konusu olan ?basın ve ifade özgürlüğü?müzün o tarihlerdeki düzeyini, daha doğrusu düzeysizliğini göstermesi bakımından ilginç olan bu davada Can Yücel´in kendi imzasını taşıyan ve 25.2.1997 günlü duruşmada mahkemeye sunulan savunma dilekçesinin tam metnini, noktası virgülüne kadar değiştirmeden bilgilerinize sunuyorum:

                    BEYOĞLU 2. ASLİYE CEZA MAHKEMESİ SAYIN YARGIÇLIĞINA

                                                                                                                                    Dosya No. : 1996/1445

                                                                                                                                    Konu : Yazılı savunmamdır.

 

                        Ben bu dava konusu olan ?KADIN OLAYDIM? adlı şiiri şu şiir fikriyle yazdım: bugünkü dünyanın dolayısıyla memleketimizin kötü halinden, bozuk düzeninden ataerkil toplum düzenini sorumlu tutmakla kendimi haklı görüyorum. Ataerkil toplum bizde babaerkil topluma dönüşmüştür. Erkeklerin, bu sorumlu erkeklerin yerine kadınların yönetime ağırlık hatta el koymasında yarar görürüm. Tabii kadından kasdım Tansu Çiller değil? Bu şiiri erkek yönetiminden, kendim de dahil, sıkıldığım için ve o maksatla kaleme aldım. Yoksa ne mukaddes kitaplara, ne peygamberlere, ne dini hislere hakaret, tezyif ve de onlarla alay etme kasdım vardır. Şimdi de yok.

 

                     Şimdi dava konusu şiiri bir okuyalım:

 

                     KADIN DİYE BİR ŞİİR

                     Hep üzülüyorum kadın doğmadım diye

                     Kim bilir ne oyunlar oynardım erkeklere

                     Halt etmiş yanımda Meryem ana

                     Bilmezdim bile İsa´yı kimden peydahladığımı

                     Haksız mı çıkardım? Yoo!

                     Sanki erkek takımı o kadar erkek

                     Ve allahına kadar o kadar hırt ki.

 

                       Sayın savcı, ana fikrini ve maksadını yukarıda izah ettiğim şiirin şu iki, mısrasında suç unsuru bulmuş:

                     Halt etmiş yanımda Meryem ana

                     Bilmezdim bile İsa´yı kimden peydahladığımı.

                       Önce suç ithamına temel olan sözcükleri ve kullanılışlarını ele alalım; ilki ?Halt etmiş yanımda? ibaresi. Halt etmiş yanımda ister Meryem ana, ister bir başkası olsun, bir kıyaslama karşılaştırma maksadıyla konuşma dilinde kullanılan bir söylemdir. ?Halt etme? sözünden hareket ederek bu kıyaslama yolundaki kullanılışında söz konusu yasa maddesi çerçevesinde bir suç aramak yanlıştır. ?Peydahlama? fiiline gelince bu ?peydah olmak? kökünden gelmekte olup ?ortaya çıkmak? anlamına gelir. ?Peydahlamak? ise yine aynı kökten gelerek ?ortaya çıkarmak? anlamında yine konuşma dilinde kullandığımız bir söylemdir.

 

                       Kaldı ki Meryem Ana, tek tanrılı bütün kutsal kitaplarda bir peygamber değil sadece bir azizedir. İsa peygamberin zikredilişine gelince bu mısrada sadece dolaylı olarak anılmaktadır. İsa peygamber burada hedef değildir; sadece Meryem Ana azizesine atfedilen eylem yani onu babasız dünyaya getirmesi inancı dolayısıyla değinilmektedir. Şiir tümüyle değerlendirildiğinde İsa peygambere ve azize Meryem Ana´ya yönelik herhangi bir hakaret tezyif, aşağılama bir yana herhangi bir eleştiri bile söz konusu değildir. Amaç erkek egemen toplum düzenini eleştirmektir.

 

                     Kuran´ı Kerim, islamiyetin son tek tanrılı din olması noktasından hareket ederek kendisinden önceki tek tanrılı kutsal kitapları ve içeriklerini ve onlarda zikredilen peygamberleri de bütün bu dinlerin muhassalası, birleşimi olarak ortaya koyma kaygısı gütmüştür.  Yoksa kendisinden başka olan dinlerdeki esasları olduğu gibi kabul ettiği söylenemez. İslamiyette Cenab-ı Allah her şeyden münezzeh yani arınmış, ne yerde ne gökte bulunan apayrı bir mevcudiyettir. İslam mantığında Cenab-ı Allah´ın Cebrail vasıtasıyla da olsa yeryüzüne inip Meryem Ana ile düşüp kalkması tasavvur bile edilemez. Bu bakımdan bu davanın İslam çoğunluğunun bulunduğu bir ülkede değil de Vatikan hukukuna göre açıldığı şüphesi ister istemez uyanmaktadır. Yine de söylüyorum, dava konusu şiir erkek egemenliğine karşı yazılmış bir şiirdir. İddianamede suç unsuru görülen beyitteki sözler asla bu madde anlamında hakaret, tezyif ve alaya alma kasıt ve maksadıyla kullanılmamıştır. Olsa olsa bu şiirin gerçek maksadını, fikrini belirtmek için semboller olarak Meryem Ana ve İsa Peygamber´e değinilmiştir.

 

                       İfademi kabul buyurulursa bir fıkra ile sona erdirmek istiyorum:

 

                         Bir Rum mahallesinde Nik Baba diye anılan çok hayırsever, yaşlıca bir zat varmış. Bütün mahallece sayılan sevilen, duasında, ibadetinde birisiymiş. Komşu evdeki karı-koca hastalıktan üst üste ölünce yetim kalan on bir yaşındaki kızlarını Niko Baba insaniyet namına kalabalık ailesinin içine almış. Gün geçip kız büyüyüp serpilince, kızışınca bakkalın çırağıyla yatıp kalkıp karnını şişirmiş. Üstüne varılınca da ?Niko Baba´dan hamile kaldım? deyivermiş. Bunun üzerine mahalle Niko Baba´ya yüz çevirmiş. Adamcağız da kahrından ölmüş. Zaten bütün yaşamıyla cennetmekân olduğu için cennete göçmüş. Öbür cennetlikler hurilerle oynaşır, zemzem sularıyla abdest alır, hurmalar yerken Niko Baba bir köşede kahrından hâlâ boynu eğik oturur dururmuş. Tanrı bu hali yukarıdan görünce ?çağırın o kulumu buraya? demiş.  Niko Baba da kahırlanmasının nedenini anlatınca Tanrı şöyle buyurmuş: ?Hiç kahırlanma kulum, 2000 yıl önce Meryem Ana diye bir fani ile düşüp kalktığıma dair benim hakkımda da bir dedikodu çıkardılar, o zaman bu zaman hâlâ bu dedikoduyu temizleyemedim!.?

 

                        Sayın yargıcı ve sayın savcıyı saygılarımla selamlarım.

 

                                                                                                                                                     Sanık: Can YÜCEL

                                                                                                                                                     (İmza)

 

 

         (Not: Bu duruşmayı haber konusu yapan ve bu dilekçenin

         tam metnini yayınlayan ÖKÜZ edebiyat dergisi hakkında

         da Beyoğlu 3. Sulh Ceza Mahkemesince ?toplatma? kararı

         verilmiş, itirazımız üzerine, Beyoğlu 2. Asliye Ceza Mahkemesi

         toplatma kararını 19.3.1997 tarihinde kaldırmıştır.)