ARA GÜLER RÖPORTAJI
Yazarımız Ünal Akkuş´un Dünyanın sayılı fotoğrafçılarından olan hemşehrimiz Ara Güler´le gerçekleştirdiği röportajı yeniden sizlerle paylaşıyoruz.
Tarih: 18.10.2018 10:24:41/ 1779okunma / 0yorum

Ara Güler kimdir: 1928 16 Ağustos doğumlu, Şebinkarahisarlı Eczacı Dacat bey ve Verjin hanımın tek oğlu, asıl ismi Mıgırdıç Ara Dederyan. 1934 yılında çıkan soyadı kanunu ile birlikte Güler soyadını almışlardır. 1915 olayları ve  tehcire tabi tutulduklarında Keşişoğlu sülalesinden Dacat bey İstanbul´da okuduğu için, sülalenin hayatta kalan tek ferdidir. Asıl köyleri Şebinkarahisar Yaycı köyüdür…

"ASLINDA İNSANLAR BİRBİRİNİ SEVER İNSANLARI BİRBİRİNDEN ARACILAR AYIRIR!" 

“Şebinkarahisar´a kim diyor uzaktır? Yakındır yakın!”

Dünyanın en iyi ilk yedi fotoğraf sanatçısından biri kabul edilen, Dünyaca ünlü fotoğraf sanatçımız, Şebinkarahisarlı Ara Güler ile epey zamandır bir araya gelmek istiyorduk. Ünal Ekinci ve İlhan Karakaya ile birlikte Beyoğlu´nda Ara Cafe´ye giderek, Ara Güler ile tanışmak sohbet etmek istiyorduk, fakat bir türlü rast gelemiyorduk. Nihayet geçtiğimiz hafta İlhan, Ara Cafe´ye uğramış ve bakmış ki Ara bey orada, hem sohbet etmiş, hem de Ara beyden randevuyu koparmış. Uzun zaman sonrası bir araya gelip nihayet sohbet etme, tanışma imkanını bulduk. Doğaldır ki biz ne sohbeti yaparız? 
Elbette Şebinkarahisar…

İstiklal Caddesinde kendi yetiştiği evin altına, kendi adına Ara Cafe kurulmuş, kendini iyi hissettiği günlerde o kafeye gelip, insanlar ile tanışıp sohbetler ediyor. Öyle tanışma sohbet falan diyoruz ya, bu o kadar kolay değil! Hoşuna gitmeyen birisi olursa yanından tersleyerek kovmayı da ihmal etmiyor. Anlayana şeker gibi, anlamayana öylesine ters bir “adam”. Arada bir argo konuşmayı da ihmal etmiyor ve argoyu çok keyifli kullanıyor. Yani çok renkli, çok güngörmüş güzel bir “Adam”…

Size ilk edindiğim izlenimimi söyleyeyim mi? En büyük özelliğinden biri çok vatan sever oluşudur! Mesela emperyalist bir ülkeden bahis olunca “ haa o gavurlara dikkat etmek lazımdır” diyor. Büyük bir şöhrete ve her ülkenin kendisini kabul etmesine rağmen, hiçbir ülkeye gitmeden, vatanına hizmet etmiş! Bu kadar şöhrete rağmen, bütün bu şatafatlı hayata rağmen “Ben Şebinkarahisarlıyım" demesi, kendini öyle ifade etmesi, sizce az bir şey midir? Kısacası, Türk vatandaşı bir Ermeni olarak hayatını ülkesinde yaşayan, kin ve nefretten uzak 90 yaşında bir insan oğlu insan…

Bir kere çok zeki ve çok sevimli bir “adam”. Biraz sohbet edince çılgın, dahi bir adam ile karşı karşıya kaldığınızı anlarsınız. Sohbet ederken sizi ilgisiz dinliyormuş gibi yapıyor, yani karşındaki insanı anlamaya çalışıyor, anlatılan lafları tutarlı samimi görürse, sizi bir “adam” olarak görüp hisseder ise sohbet etmeye başlıyor, yoksa baktınız ki suratın da o munis sevimlilik belirmediyse, lafı kesip hemen topuklamak lazım, yoksa biraz sonra sizi kendisi usulünce kovacaktır! Bir de şunu belirteyim, sanatı bir yana, biz dünyaya on sefer gidip, gelsek onun yaşadığı hayatı yaşayamayız, öylesine dolu dolu, maceradan maceraya atılarak yaşanmış, hatıralar deryası bir hayatı var ki, Daldın mı onun yaşanmışlıklarına çıkılması çok zor ve bir o kadar da keyifli …

Kafeden içeri girdim baktım bir masada oturuyor, hemen yanına gittim! Merhaba Ara bey, ben Şebinkarahisarlı Ünal Akkuş, sizinle tanışmak ve müsaade ederseniz biraz sohbet etmek isterim, haa bu arada ben yabancı değilim, sizin Yaycı köyü ile komşu sayılırız, aynı toprağın çocuklarıyız, dedim…

Şöyle bir suratıma baktı, sanki daha evvelden tanıyormuş gibi suratında bir tebessüm belirdi. Belki de baktı ki kara kuru bir herif kendine doğru geliyor “ulan(!)) bu tip olsa olsa bizim oralıdır mı” diye mi düşündü artık bilemiyorum. “Ne için olmasın, gel bakalım” dedi ve eliyle oturmamı işaret etti! Yanında genç bir arkadaş vardı, onunla da tanıştık meğer Ara beyin yardımcısı Mahmut beymiş, oda anlayışlı güzel bir insan, iki çay söyledi, çaylar hemen geldi ve dönüp “çayı şekerli mi içersin” diye sordu. Yok çok az bir şey şeker atarım dedim. Kendi limonlu çayını önüne çekip, şekerliği açtı ve “ben bu mereti şekersiz içemiyorum,” dedi. Bardağına dolu bir kaşık şeker atıp başladı karıştırmaya…

MÜZE NE OLDU?

Selamlaşma faslından sonra “Ara bey Şebinkarahisar´a gidiyor musunuz” diye sordum. “Tabii gidiyorum, son gittiğim de tehlikeli bir kaza bile geçirdik, değil mi Mahmut” dedi. (gittikleri arabayı yol kenarında ki mucura kaptırmışlar) “Orada bir caddeye benim ismimi bile verdiler, severim memleketi, yani orayı da düşünen bir adamım, haa oraya benim resimlerimi götürüp bir müze açacaklardı, haberin var mı? Ne oldu?” diye sordu…
“Ara bey, bildiğim kadarı ile eski kaymakamımız Murat Çağrı Erdinç bey bu konu ile uğraşıyordu ve sizinle görüşmüş-tü, hatta bu konu ile ilgili Tamzara´da bir yer bile tespit etmiş-lerdi. Maalesef Murat beyi Şebinkarahisar´dan gönderdiler, o gidince bu projeyle sanırım doğru dürüst ilgilenen olmadı. Doğrusu son durumunu da ben bilmiyorum, inşallah SİZİN VE FOTOĞRAF SANATINIZIN KIYMETİNİ BİLEN BİRİLERİ İLGİLENİR ve sizin bu müze gerçekleşir! Memleketimiz de artı bir değer kazanır. Diye cevaplamak zorunda kaldım…

/resimler/2018-8/7/1442036195869.jpg

"ŞEBİNKARAHİSAR ÇOK MÜHİM BİR YER"

Elini kaldırıp, parmağını sallayarak “Bakın! Şebinkarahisar çok mühim bir yer, çok insan yetiştirmiş, Kemal Tahir, İdil Biret, Rahşan Ecevit, çok mühim ressamlar, yazarlar, profesörler, iş adamları var, bu yetişen insanları anlamak, sahip çıkmak ve insan gücünden memleketin faydalanması lazımdır! O toprağın yetişen insan gücü de oraya faydalı olmalı! Bazıları Şebinkarahisar uzak diyormuş! Şebinkarahisar´a kim diyor uzaktır, yakındır yakın!”…
Gazetecilik, resim sanatından sordum: “Sen hiç silgi yedin mi(!)” dedi. Yok! dedim. “Bak hangi ülkede bir hareketlenme varsa oraya giderdim! Şu an ülkeler savaş mı yapıyor sanıyorsunuz? Şu an şavaş mavaş yok! O savaşlar eskidendi, şimdikiler savaş değil! Filistin´de gerilla savaşı yapılıyor ben oraya gitmişim, muhabir olarak, ulan(!) açlıktan öleceğiz, kumanya gelmiyor, yiyecek yok! Gelen yiyecekleri de İsrail bırakmıyor. 
Ulan(!) açlıktan öleceğiz! Ne yapalım derken birisi dedi ki yahu bir tüfek ile av yapalım ne vurursak pişirir yeriz dedi. Orada komutan dedi ki “Siz ne yapıyorsunuz, silah atarsanız sesi duyulursa bizi keklik gibi avlarlar! Olmaz! Dedi. Bu durum karşısında arkadaşlar gidip bir kertenkele yakalamış, kocaman bir şey, pişireceğiz, ne pişirmesi ulan(!) Bir teneke de su kaynıyor, atıyoruz içine ne kadar pişerse, zaman da yok ki, o kadar oluyor, çıkarıp yiyoruz! 
İşte kertenkele eti bildiğin silgi yemek gibi bir şey, ho hoo biz bu zorluklarla, bu silgileri yiyerek, bu işleri yaptık”. Biraz durdu, dönüp “Bak bizim Coşkun´un (Coşkun Aral) ayağı tankın altında, tank ayağının üstünden geçti, eğerim ki bacağından geçse idi bacağını koparır atardı! Belki ölebilirdi bile, biz böyle ölümlerden dönerek iş yaptık…

VİLAYETLİK KONUSU
Konuşa konuşa Şebinkarahisar´ın müzmin derdine kadar geldik. O da ne derseniz? Vilayetlik derdimiz. Ara bey, bildiğiniz gibi 1933 yılında ekonomik yetersizlik bahanesiyle bizi vilayetlikten almışlar, biz 85 yılıdır yeniden vilayet olmak istiyoruz, uğraşıyoruz didiniyoruz bir türlü olmuyor! Bu konu da fikrinizi alabilir miyiz? Siz ne düşünürsünüz? Ne yapmalıyız..?
Gülerek "Ne yapayım geleyim zapt mı edeyim?” dedi. Sonra şöyle sert bir bakışla “Yahu Şebinkarahisar´ı kim o etrafındaki şehirlerle vilayet yarışına sokuyor! Ulan(!) Şebinkarahisar başka şehirlerle vilayet yarışı yaptırılır mı? O yörede tarihi derinliği, bu kadar kültürü olan hangi şehir varmış? Bu kadar her alanda “adam” yetiştirmiş hangi şehir var? Bu kadar yetişmiş adam ne yapıyor, niye memlekete sahip çıkmıyor? Haa anlıyor musun? Şebinkarahisar´ın vilayet hakkını kimdir vermeyen? Nasıl vermezler? 1933 yılından beri nasıl vilayetlik hakkını vermezler! Ulan(!) 85 yıl olmuş! 85 yılda biz yeni bir memleket zapt ederdik, anlıyor musun…!

/resimler/2018-8/7/1441010727234.jpg

VİLAYETLİK MESELESİ

Yaa Ara bey, senin aran sayın Cumhurbaşkanı ile iyi, önümüzdeki günlerde senin sergi açılışını yapacakmış, yahu bir araya geldiğinizde kendisine, şu benim memleketimi vilayet yapsanız, ahir ömrümde vilayet olarak görsem deseniz, o sizi kırmaz belki de vilayet için söz verir, haa ne dersiniz, söyler misiniz? dedim…
“Söylerim ulan(!) derim tabii niye demeyeyim? Şebinkarahisar benim de memleketim! Beni Cumhurbaşkanı davet etmişlerdi, onun için geçen de bir konuşma yaptım! Dedim ki bu ülkeyi bu güne kadar kaç cumhurbaşkanı yönetti? Bir tanesi çıkıp da kafa tutmadı kimseye! Kendisi de, hanımı da oradaydı! Lan(!) biz Osmanlı´dan geliyoruz burası devlet, yeri geldi mi kafa tutacak tabii! Biz çadır devleti miyiz! Öyle mi sanıyorlar, onlar kimdir..! 
Cumhurbaşkanı benim sergi açılışımı yapmaya gelecek, buraya da (cafeyi kast ediyor) gelecek o zaman kendisine söylerim! Ne için söylemeyeyim? Ama dinler mi ki bilemiyorum!” dedi. Ara bey sizi sayın Cumhurbaşkanı sever, dinler dinler, yeter ki siz söyleyin! dedim. Yardımcısı olan Mahmut kardeşimize de hatırlatması için rica ettik, eh artık bakacağız…

 

Ara Güler kimdir: 1928 16 Ağustos doğumlu, Şebinkarahisarlı Eczacı Dacat bey ve Verjin hanımın tek oğlu, asıl ismi Mıgırdıç Ara Dederyan. 1934 yılında çıkan soyadı kanunu ile birlikte Güler soyadını almışlardır. 1915 olayları ve  tehcire tabi tutulduklarında Keşişoğlu sülalesinden Dacat bey İstanbul´da okuduğu için, sülalenin hayatta kalan tek ferdidir. Asıl köyleri Şebinkarahisar Yaycı köyüdür…

 

TURİZM KONUSU
Ara bey, Şebinkarahisar tarihiyle, doğal yaylalarıyla, yaşanabilir oluşuyla turizm ile kalkınabilir diye düşünüyoruz, siz bu konu da ne düşünür? Bize ne dersiniz?

“Şebinkarahisar´ın yüksekliği (rakım) nedir?” diye sor-du. Şehir merkezi 1350 olarak kabul ediliyor, yani 1300 ila 1400 arası bir şey” dedim. Tekrar “ O yüksek tepeler yaylalar ne kadar yüksektir” diye sordu. Yaylalarda 2200 ila 3000 arası yükseklikte, yerine göre değişiyor” diye cevapladım ve yaylaların yabancılara satılma durumu da söz konusu, daha tam manası ile biz de anlayamadık diye ilave ettim.

Şöyle biraz düşündü ve “ bak abicim(!) bu gavurlara çok dikkat etmek lazımdır! Bu yer yurt konusu çok mühimdir! (bir gözünü kırparak, işaret parmağını kafasına dayayarak) Anlatabiliyor muyum..?

Turizm için, şimdi gideceksin, oraya göre güzel sayılacak bir otel yapacaksın! Adam gelecek yatacak, gece şıkışıp kalkınca bir bakacak “işeyecek” kenef yok! Ulan(!) bu adam araziye çıkıp iki kilometre gidip, araziye mi “işeyecek!” (Sormadım fakat bu konuda Şebinkarahisar´da belli ki başına bir iş gelmiş) Otel yapılırken “işenecek” yer unutulur mu? Haa işte biz böyleyiz! Kafa böyle olursa ne olacak? Yani bu konuda da ince ayar fırçamızı yedik..(!)
Aklına nereden geldiyse, aniden dönüp “sizin memlekette araziniz var mı?” dedi. “Var olmaz mı? Bize atamız ne verdiyse, atamızdan ne almışsak, bir çakıl taşı dahi olsa evlatlarımıza, torunlarımıza devredeceğiz, hiç dokunmuyoruz! Dedim. “ Kaydı, tapusu var mı?” Tapusu, kaydı var, dedim. “Haa eyi, sakın satmayasınız, arazi çok mühimdir, sakın ellemeyesiniz” dedi. “Siz hiç merak etmeyin, biz memleket toprağı satmayız, orası bizim için dediğiniz gibi çok önemlidir, orası kökümüzdür” dedim…

"DUT KURUSU, PESTİL GETİR"

“Ara bey bayramda memlekete gideceğim, memleketten bir istediğiniz, özlediğiniz var mı? Size ne hediye getireyim, ne istersiniz? diye sordum…
İlk önce isteksiz isteksiz dudaklarını büzerek “ne isteyeyim” dedi. Biraz şöyle bir uzaklara dalar gibi yaptı, dönüp aniden “Dut kurusu, pestil getir”, dedi. Hemen peşinden “Sen, babam Dacat beyin yemiş meselesini bilir misin?” dedi. Ben bir yerde o hatırasını okumuştum, okuduğum kadarı ile anlatmaya başladım, sözümü kesti, yarı fırçayla birlikte “yok yok öyle değil, bak bak o kitaplara yanlış yazıp, nasıl da yanlış anlatıyorlar, bakar mısın ne kadar da değiştiriyorlar” deyip başladı anlatmaya…

/resimler/2018-8/10/1216055860201.jpg

DACAT BEY´İN ŞEBİNKARAHİSAR HİKAYESİ

“Babam 1915 olaylarından önce 6 yaşındayken İstanbul´a okumaya gelmiş. 1915 olaylarından sonra sülalesinden hiç kimse (maalesef burayı sansürledim) kalmamış, kimsesiz tek başına kalınca, sübyan mektebi, yetimhane falan filan derken eczacılık fakültesini bitirmiş, Beyoğlu´nda eczane dükkanı açmış, ondan sonra anam (Verjin hanım) ile evlenmiş ve 1928 16 Ağustos´ta da ben çıkmışım gelmişim(!)…

Sonra işte gazetecilik, fotoğraf falan derken ben ünlü olmuşum fakat babamın gözünde bu ün hiçbir şey ifade etmiyor. Hatta bazen bana ünlü münlü denilince kızıyor “kaç paran var lan(!)” diyordu. Son zamanlarda ne zaman bir araya gelsek “Ulan sen dünyanın her yerine gitmesini, gezmesini biliyorsun da, hiç aklına gelmiyor mu şu babamı bir memleketine götüreyim diye? soruyordu ! Baba sen gidersin falan diye geçiştiriyordum. “Yok yok mühim olan senin götürmendir” ısrar ederdi…

Baktım olmayacak! 1960 yılının sonları karar verdik çıktık Şebinkarahisar yoluna, Giresun´a gittik, oradan bir araba kiralayıp Şebinkarahisar´a geçtik, bizi orada insanlar karşıladı, babamın istediği yerleri gezdirdiler. Sonra doğduğu Yaycı köyüne gittik! Tabii yıllar geçmiş hiçbir şey çocukluğundaki gibi değil! Ev yerleri değişmiş, mezarlıklar değişmiş yok olmuş! Gezerken köyünde harman yeri görünce “Yahu ben de küçükken düvene binerdim” dedi, köylüler hayvanları koşup (demek ki Ağustos ayları falan) bir düven hazırladılar, düvenin üzerine bir sandalye koyup babamı oturttular.

Babam düvenle harmanda dönerken bir ara baktım, başını önüne eğmiş, duygulanmış ağlıyordu, belli ki çocukluğu aklına gelmişti! Sağolsun köylüler yemekler ikram ettiler, ayranlar içtik. Eskilerden bahsettiler. Babam bir ara “Bizim çocukluğumuz da burada bir çeşme vardı o çeşme duruyor mu nerede?” dedi. Çeşme duruyormuş babamı alıp o çeşmeye götürdüler, oluklarından gürül gürül su akan eski taştan bir çeşme idi, babam çok sevindi, babamın bu kadar çok sevindiğini o güne kadar hiç görmemiş idim, hemen elini yüzünü yıkadı, birazda eliyle su içti dönüp “Dünyanın hiçbir yerinde böyle buz gibi bir su bulamazsınız! Bu su, bu memleket hayattır hayat” dedi…

Artık geri dönüş yoluna hazırlık yaptık! Şebinkarahisar´dan Sivas´a gideceğiz, orada bir gece kalıp tayyare ile İstanbul´a döneceğiz. Memleketten insanlara veda edip yola çıktık 200 kilometre kadar gidince babam birden bana dönüp “tühh ulan(!) bize hediyelik yemiş sandığı hazırlamışlardı onu unuttuk ya” dedi. Baba yapacak bir şey yok, çok uzaklaştık buradan geri dönemeyiz, bir dahaki gelişimizde alırız diye teselli ettim! Şebinkarahisar yemişlerini çok sever idi, çok üzüldü ama yapacak bir şey yoktu, böylece İstanbul´a geldik…

Geldikten kısa bir müddet sonra babam hasta oldu, zaten ondan sonra 3 ay falan yaşadı, o yaşadığı son o üç aylık zaman içinde, önüne kim geldiyse, Şebinkarahisar´da yaşadıklarını hep ballandıra ballandıra anlatırdı. Şebinkarahisar´dan geldikten sonra Enfarktüs geçirip üç ay sonra da maalesef vefat etti! Ama hayatının o son üç ayını çok mutlu yaşadı, iyi ki Şebinkarahisar´a götürmüşüm, anlıyor musun…

Nerden bilirdim ki asıl meseleyi cenaze günü yaşayacakmışız! Cenaze günü giymişiz siyah takım elbiseleri, tak-mışız kravatları, bilirsin değil mi? bizim Ermeniler cenaze merasimine çok önem verir! Hazırlanmışız nerdeyse evden çıkacağız, kilise evin hemen (şu an bulunduğumuz mekanın) ötesinde yakın, tam o sıra tak tak diye kapı çalındı, açtım baktım tanımadığım kasketli köylü tipli 4 kişi , buyurun dedim. Adamlardan birisi “Biz Şebinkarahisar´dan geliyo-ruz, hemşehrileriyiz Dacat beyle görüşebilir miyiz” dedi. Dedim ki maalesef dün babam vefat etti, biz de hazırlık yaptık şu an kiliseye merasim için gideceğiz, bu gün defnedeceğiz dedim…

Adamlar şaşırıp bir birlerinin yüzüne baktılar. Birisi “Tüh geç mi kaldık, biz ona Şebinkarahisar´dan hediye dut kurusu, pestil, ceviz, yemişler getirmiştik. Allah Allah şu işe bak çok üzüldük” dediler. Buyurun buyurun gelin içeri dedim. İçeri girdiler kilise hemen şuracıkta yakın, isterseniz hep beraber cenazeye gidebiliriz dedim. “Tabii niye olmasın geliriz ” dediler…

Neyse yemiş sandığını aldık kapıdan içeri, nah böyle kocaman (kollarını açıp) bir sandık, açtım baktım içinde dut kurusu, pestil filan, bilemediğim ne yemişi ( elma, erik kurusu, ceviz gibi) ararsan var. Yemişlere baktım babam da çok sever idi, aklıma geldi dayanamadım, küçük küçük naylonlar torbalar aldım, içlerine dut kurusu ve yemişlerden doldurdum, misafir gelen arkadaşları da aldım yanıma yürüyerek kiliseye gittik…

/resimler/2018-8/10/1221193210128.jpg

Merasim yapıldı, her hazırlık yapıldı, tam babam mezara konacak, papaza diyorum ki, şu tabutu açar mısın? Papaz “olmaz” diyor. “Duasını yaptık, tabutu kapattık, günahtır açamam” diyor. Yahu boş ver duayı, bir şey olmaz(!) bir daha yaparsın, benim tabuta bir şeyler koymam lazım, babam için çok mühimdir deyince, papaz beni tanıyor ya, ısrarıma dayanamayıp hatırım için tabutu açtı…

O küçük torbalara koyduğum dut kurusunu, pestili yemişlerin hepsini tabuta özenle yerleştirdim, kapağını yeniden kapattık! Böylece Şebinkarahisar´da unutunca çok üzüldüğü, babamın çok sevdiği o Şebinkarahisar yemişleri ile yolcu edip, BABAMI YEMİŞLERİ İLE BİRLİKTE ÖBÜR DÜNYAYA GÖNDERDİM! Son görevimi böylece yaptım! Yaa işte bu hayat böyle acayiptir anlıyor musun…?

Senin anlayacağın o kitapların çoğu bu hikayeyi yalan yanlış, eksik anlatıyor, babam ile olan yemiş hikayesinin aslı işte bu! Sana bir şey daha diyeyim! Bu anlattıklarım için senaryo yazıyorlar, filmini çekecekler! Hadi sana son bir şey daha diyeyim! Bu filimin sonunda benim şu sözlerimi kullanacaklar: Aslında İnsanlar birbirini sever, insanları ayıran aracılardır! İnsanları ancak duvarlar ayırır!”…

Birden bir sessizlik oldu! Hani hüzünlü ziyaretlerde lafın bittiği bir yer vardır ya, hani gözler yere çakılır ya, işte öyle bir şey oldu o an..! Bu duygular ve sözlerin üzerine başka ne yapabilirdim ki? Başka bir kelam gitmezdi. Dilimde, elim de varmadı, bu sohbette Ara beyin dilince “ah ulan(!) dünya ahh” diyerek böylece son noktayı koydum…

Not: Bayramdan sonra, Yeni Şebinkarahisar Gazetesi´nde kendisi hakkında yazdığım yazı ile birlikte, Şebinkarahisar´dan bayramda hediye getireceğim “yemişleri” de alarak, yanına gitmek üzere teşekkür ederek sözleşip ayrıldık. Haa bu arada tavlayı iyi oynadığını söyledi, İlhan ile bir tavla faslı yaptıracağız, kısmetse o müsabakanın sonucunu da sizler ile paylaşırız…

/resimler/2018-8/10/1217479456040.jpg

 








Kaynak:

Anahtar Kelimeler: GÜLER RÖPORTAJI
Okuyucu Yorumları (0 yorum)
Adınız Soyadınız *
E-Posta *
 
Telefon
Güvenlik *
Yenile
 
Yorumunuz *
´BAĞLAR YOLU´NU IHLAMUR AĞAÇLARI SÜSLEYECEK
´BAĞLAR YOLU´NU IHLAMUR AĞAÇLARI SÜSLEYECEK
Şebinkarahisar Orman İşletme Müdürlüğü ile Şebinkarahisar Belediyesi arasında imzalanan protokol ve hazırlanan proje çerçevesinde 300 adet ıhlamur fidanı ´Bağlar yolu´na dikildi.
YARALI YABAN KEÇİSİ TEDAVİ EDİLDİ
YARALI YABAN KEÇİSİ TEDAVİ EDİLDİ
Şebinkarahisar´da yaralı halde bulunan yaban keçisi tedavisinin ardından doğal ortamına salındı.
KIZIL GEYİKLER DOĞAL YAŞAMA RENK KATIYOR
KIZIL GEYİKLER DOĞAL YAŞAMA RENK KATIYOR
Yeryüzü üzerinde yaşayan en büyük geyik türlerinden ve Türkiye´nin en büyük kara memelisinden biri olan kızıl geyikler, Alucra´dan sonra Şebinkarahisar dağlarında da görüntülendi.
HAYVANCILIK YATIRIMLARINA HİBE DESTEĞİ VERİLECEK
HAYVANCILIK YATIRIMLARINA HİBE DESTEĞİ VERİLECEK
Ahır ve ağıl inşaat yatırımı, damızlık boğa, koç-teke alımı ve makine alet ve ekipman alımına yüzde 50 hibe desteği verilecek.
KUDUZ AŞILAMA KAMPANYASI DÜZENLENECEK
KUDUZ AŞILAMA KAMPANYASI DÜZENLENECEK
Giresun´da 2019 yılı Hayvan Hastalıkları ile Mücadele Programı kapsamında ´Kuduz Aşılama Kampanyası´ düzenlenecek.
"SÜPER AY" ŞEBİNKARAHİSAR´DA DA GÖRÜLDÜ
"SÜPER AY" ŞEBİNKARAHİSAR´DA DA GÖRÜLDÜ
Ay´ın Dünya´ya en yakın konumda olduğu, normalden daha parlak ve büyük gözlemlendiği ´Süper Ay´, Şebinkarahisar´da da gözlendi. Gazetemiz Yazı İşleri Müdürü Ahmet Yeles, Süper Ayı ilçemizden fotoğrafladı.
´SÜPER AY´ ŞEBİNKARAHİSAR´DA DA GÖRÜLDÜ
´SÜPER AY´ ŞEBİNKARAHİSAR´DA DA GÖRÜLDÜ
Ay´ın Dünya´ya en yakın konumda olduğu, normalden daha parlak ve büyük gözlemlendiği ´Süper Ay´, Şebinkarahisar´da da gözlendi. Gazetemiz Yazı İşleri Müdürü Ahmet Yeles, Süper Ayı ilçemizden fotoğrafladı.
YARALI ÖRDEK TEDAVİ ALTINA ALINDI
YARALI ÖRDEK TEDAVİ ALTINA ALINDI
Yaralı ördek, Doğa Koruma ve Milli Parklar Müdürlüğü Şebinkarahisar Şefliği tarafından tedavi altına alındı.
KÜMBET YAYLASI´NDA HAFTA SONU YOĞUNLUĞU
KÜMBET YAYLASI´NDA HAFTA SONU YOĞUNLUĞU
Hafta sonunu değerlendirmek isteyen tatilciler sömestir tatilinin son gününü Kümbet Yaylası´nda geçirmeyi tercih etti.
E-Gazete
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
Başlangıç Tarihi
Bitiş Tarihi
HAKKIMIZDA

Yeni Şebinkarahisar, 12 Eylül Yönetiminin faşist uygulamalarına ve işkencelere direnmesini bilmiş, ANAP`a da, CHP`ye de, DYP`ye de, RP`ye de, DSP`ye, MHP`ye ne de AKP´ye muhalif olmuş, kimsenin yayın organı olarak davranmamıştır. Biz bugüne kadar hiçbir partinin yandaşı olmadığımız gibi bu güne kadar kimsenin güdümünde de hareket etmedik, yalakalık da yapmadık. Biz her zaman Şebinkarahisar`ın, Şebinkarahisarlının yanında olduk. Şebinkarahisar`ın sorunlarının çözümü için çaba harcadık. Bunun için de hangi parti iktidarda ise o partiye muhalif olmaktan çekinmedik. Yapılan olumlu çabaları ve hizmetleri de destekledik.

"Yeni Şebinkarahisar Gazetesi, Şebinkarahisar`a her sabah daha iyi hizmet etmek emeliyle yola çıkanlarındır."